![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Atatürk
>>
Atatürkçülük
- Gericilere Demokratik
Hoşgörünün Sonu |
|
|
![]()
![]()
|
GERİCİLERE DEMOKRATİK HOŞGÖRÜNÜN SONU Laiklik anlayışı, her ülkenin toplumsal yapısına göre değişiklik gösterir. Anayasa Mahkememiz bu konuda çok yerinde olarak şöyle diyor : “Laiklik ilkesinin, her ülkenin içinde bulunduğu koşullarla her dinin özelliklerinden esinlenmesi, bu koşullarla özellikler arasındaki uyum ya da uyumsuzlukların laiklik anlayışına da yansıyarak değişik nitelikleri ve uygulamaları ortaya çıkarması doğaldır.” Anayasa Mahkememiz yine çok haklı olarak gerektiğinde dinsel hak ve özgürlüklere sınır getirebileceğini bir kararında şöyle belirtiyor : “Kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla, dinsel hak ve özgürlükler konusunda devlete denetim yetkisinin tanınması; kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu yararını korumak amacı ile sınırlar getirilmesi olanaklıdır.” Biz de Anayasa Mahkememiz gibi düşünüyor, özgürlüklerin de sınırının olacağına inanıyor ve bu nedenle demokrasinin, demokrasiyi yok etme özgürlüğünü de içerdiği düşüncesine katılmıyoruz. Demokrasinin olanaklarını kullanarak demokrasiyi yıkma hakkı yoktur. Dünyanın hiçbir ülkesi ve uluslararası insan haklan kuruluşlarının hiçbiri böyle bir hak tanımamaktadır. Ülkemiz açısından, laikliği ortadan kaldırmak, Atatürkçü Aydınlanma Devrimi’ni yok ederek yine karanlık bir teokratik yönetime bizleri mahkum etmek isteyenlere her türlü olanağı tanırsak, bunun adı demokrasiye hizmet değil demokrasiye ihanet olur. Bu nedenlerle, laikliği yok ederek demokrasiyi temelsiz bırakmak ve dolayısıyla demokrasiyi, insan haklarım ortadan kaldırmak isteyenlere olanak sağlama düşüncelerine karşıyız. Laik Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi, karşıtlarının olası hoşgörüsüne dayandıran düşüncelerin gerçekçi olmadığını inanıyoruz. Kanımca, Cumhuriyet ile demokrasiyi ülkemiz açısından farklı kavramlar olarak kabul etmek de yanlıştır. Ülkemizde, tam ve mükemmel olmasa dahi demokrasiyi getiren yönetim laik Cumhuriyet yönetimi olmuştur. Laik Cumhuriyet yok edilirse demokrasi de belki de bir daha gelmemek üzere gidecektir. Son zamanlardaki Hizbullah olayları da bize laik Cumhuriyet düşmanlarının neler yapabileceğini, örgütlenerek geniş bir çevreye nasıl yayılabileceklerini ve ele geçen silahlar da artık bir 'cihat' noktasına yaklaşmakta olduklarını açıkça göstermiştir. Büyük Ata'mız 'Gerçekleri söylemekten korkmayınız!' diyordu. Ancak gerçek, yalnızca betiklerde (kitaplarda) yazan kuramsal gerçekler değildir. Ülke gerçeklerini görmek, ayaklarını yere basmak ve kuramsal gerçekleri ülke gerçekleriyle karşılaştırarak incelemek gerekir. Özellikle son derece farklı toplumsal ve dinsel yapıya sahip ülke yazarlarından alıntılar yaparak, kendi ülkemizin gerçekleriyle bir değerlendirme yapmadan ileri sürülecek düşünceler, olumlu bir gelişmeyi değil olumsuzluklar ve üstelik ilerideki olası yıkımları beraberinde getirirler. Biraz önce sözünü ettiğim Hizbullah örgütü, ülkemizin gerçeğini göstermektedir. Sivas'ta Madımak otelinde ‘Şeriat isteriz!’ diye 37 kişiyi yakanlar da ülkemizin bir başka gerçeğidir. Laiklik karşıtı bir Belediye Başkanı ‘Laiklere zorla şeriat enjekte edeceğiz.’ diyerek kendi yandaşlarının temel felsefesini açıklarken şeriat düzenini savunmayı serbest bırakmanın ne derece gerçekçi olduğunu değerlendirmelerinize sunuyorum. Devrim yasalarına aykırı olarak etkinlik gösteren tarikatların tümden serbest kalmasını, okullar açabilmesini isteyenler, demokrasiye mi yoksa şeriatçı bir diktatörlüğe mi hizmet ettiklerini iyi değerlendirmelidirler. Atatürk ‘Düşüncesi özgür, bilgisi özgür, vicdanı özgür' kuşaklar yetiştirilmesini istiyordu ve gerçekleştirdiği çağdaş eğitim reformuyla bunu sağlamaya çalıştı. Şimdi bazılarımız tarikat okullarına meşruluk kazandırmak çabalarına giriyor. Sormak istiyorum, ‘Düşüncesi özgür, bilgisi özgür, vicdanı özgür' kuşakları tarikat okullarında mı yetiştireceğiz? Bu kişiler bir yandan Atatürk'e övgüler dizerken öte yandan onun ilkelerini ve özellikle aydınlanma devrimini yok edecek bu tür önerilerde bulunuyorlarsa bu en yalın söylemiyle samimiyetsizliktir. Dinin, ulus birliğini sağlamada bir tutkal işlevi üstlenebileceğini söyleyenler, büyük bir kavram kargaşası içine düşmüşlerdir. Dinler; ulus birliğinin değil olsa olsa ümmet birliğinin tutkalı olabilirler. Kimi aydınlarımız demokratik sistemi yıkacakları bahanesiyle dahi düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlanamayacağını ileri sürmektedirler. Kuşkusuz düşünceyi açıklama özgürlüğü en temel özgürlüklerden birisidir, insan haklarının en temel ögelerinden birisidir. Ancak her özgürlüğün sınırı olduğu gibi, düşünceyi açıklama özgürlüğünün de sınırları vardır. Aslında tümü de birer düşünce açıklaması niteliğinde olan hakaret ve suça kışkırtma bütün ülkelerce suç olarak kabul edilmiştir. Ayrıca bizlere örnek olarak gösterilen Anglo-Sakson hukukunda da yakın ve kesin tehlike durumunda özgürlüklerin kısıtlanabileceği kabul edilmektedir. Demokrasiyi yıkma amacı güden düşüncelerin açıklanmasının dahi sınırlanamayacağını ileri sürenler, bu kişilerin ancak örgütlenip eyleme geçtiklerinde cezalandırabileceklerini ileri sürmektedir. Bu düşüncelerin sonucu şudur : Bu kişiler ülkemizde şeriat düzenini yerleştirmek için propaganda yaparak yandaş kazanacaklar, küçücük çocukları tarikat okullarında beyin yıkayarak militan olarak yetiştirecekler, tarikat görüntüsü altında Hizbullah örneği gizli örgütler kuracaklar ve laiklik ilkesine inanan bizler bunlara hep ‘Demokratik Hoşgörü’ göstereceğiz. Sonunda bu kişiler günün birinde demokrasiyi, laikliği, Atatürkçü Aydınlanma Devrimi’ni, Büyük Atatürk'ün bizlere verdiği 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma' görevini yok etmek için harekete geçtiklerinde biz onları cezalandıracağız. Geçen zaman içinde her şeyi sınırsız düşünce açıklama özgürlüğü adı altında hoşgörüyle karşılayıp onların yandaş kazanmalarına, çocuklarımızı yani ülkemizin geleceğini militan olarak yetiştirmelerine sessiz kalmamız sonucu harekete geçtiklerinde biz mi onları cezalandırırız, yoksa Sivas Madımak Oteli örneğinde olduğu gibi onlar mı bizi yok eder, iyi düşünmeliyiz. Aydınlanma Devrimini Batı ülkeleri, iki yüz yıla yakın bir süre içinde ve çok kanlı olarak gerçekleştirdiler. Ülkemizdeyse Atatürk gibi bir dahi sayesinde Aydınlanma Devrimi kısa sürede ve kansız olarak gerçekleşti. Tarikatlara özgürlük diyerek aydınlanma devrimini yok etme sonucu doğuracak istemlerde bulunanlar, şeriat düzeni özlemcilerinin önündeki tüm engelleri kaldırmak isteyenler, zamanında Batıda yaşanmış kanlı olayların aynısının ülkemizde de yaşanmasını mı istemektedirler?
Prof. Dr. Eralp ÖZGEN
|