Türkbilim >> Atatürk >> Atatürkçülük - Hem Gericiliğe Hem de Çağdaşlığa Hizmet Edilemez!

 

Türkbilim

Türkbilim

 

 

 

HEM GERİCİLİĞE HEM DE ÇAĞDAŞLIĞA HİZMET EDİLEMEZ!

         Atatürk, Söylev’inin başlangıç sayfalarında Samsun'a çıktığı gündeki ülkenin genel durumunu şöyle özetliyor :

         “Düşman devletler, Osmanlı devlet ve ülkesine karşı maddi ve manevi saldırıya geçmişler. Onu yok edip paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan kişi, yaşam ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda. Farkında olmamasına karşın başsız kalmış olan ulus, karanlıklar ve belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Yıkımın dehşet ve ağırlığını kavramaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve alabildikleri etkilere göre kendilerince kurtuluş çaresi saydıkları önlemlere başvurmakta... Ordu, adı var kendi yok bir durumda. Komutanlar ile subaylar, 1. Dünya Savaşı'nın bunca çile ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmış olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık yıkım uçurumu yanında beyinleri bir çare, kurtuluş çaresi aramakla meşgul... Burada pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, Padişah ve Halife'nin hainliğinden haberdar olmadığı gibi o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağları dolayısıyla da içten gelerek boyun eğmekte ve bağlı. Ulus ve ordu bir yandan kurtuluş çaresi düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla, kendinden önce, yüce Halifelik ve Sultanlık makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve Padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinde değil. Bu inanca aykırı bir düşünce ve görüş ileri süreceklerin vay haline! Derhal dinsiz, yurtsuz, hain ve istenmeyen kişi olur.”

         Yine Atatürk, daha 1923 yılında şunları söylemiştir:

         “Büyük devletler, şimdiye dek bize şu ya da bu sorunlarda gösterişli yardımlarda bulunuyor görünüyorlar. Oysa ekonomik tutsaklıkla bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri, bize kmi şeyleri vermiş gibi, bizim kimi haklarımızı tanımış gibi bir durum alırlar. Gerçekte, ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı. Bu tutsaklığa katlanan devlet ileri gelenleri hoşnuttu. Çünkü görünüşte görkemli bir bağımsızlık sağlamışlardı. Ancak gerçekte ulusu manevi bakımdan yoksulluk çukuruna atmışlardı. Bunlar ekonomik mahkumiyeti kavrayamamış kişilerdi.”

         Atatürk, sanki bugünleri anlatmış ve Atatürk'ün düşman devletler olarak nitelediği devletler, başka güçlü devletleri de arkalarına alarak Lozan'ın öcünü almaya hazırlanıyorlar. Çünkü başa çıkılamayacak kadar büyük ekonomik güçlerini, siyasal etkinliklerini kullanarak ülkemizin her kesiminde ve kuruluşunda yerli işbirlikçilerini yarattılar. Gerektiğinde basın yayının çok önemli bir kesimini, sözde aydınları ve bilim adamlarını, kimi dernek ve meslek kuruluşu yöneticilerini amaçları doğrultusunda kullanabiliyorlar. Sindiremedikleri veya doğruyu düşünemez duruma getiremedikleri aydın sayısı giderek azalıyor. Artık siyasal İslamcılarla, bölücüler Cumhuriyetimize karşı el ele. Neredeyse bize “'Ne mutlu Türküm diyene!” demeyi yasaklayacaklar. Bu ortamı yaratan güçler, bizi kaldıramayacağımız kadar ağır bir borç yükü altına sokarak İnsan Hakları Mahkemesi'nin yanlı ve amaçlı kararlarıyla, “Ancak dediklerimizi körü körüne yaparsanız borçlarınızı erteleriz ve ancak o zaman sizi Avrupa Birliği'ne alırız.'' tehditleriyle hükümetlerimizi kuşatma altına almaya çalışıyorlar. Hükümetlerimizin de, direnme güçlerinin giderek zayıfladığı anlaşılıyor.

         Bundan sonra olacaklar bellidir. “Küreselleşiyoruz.”, “Devleti değil bireyi öne çıkarıyoruz.”, “Demokrasinin önünü açıyoruz.” gibi parlak sarıtlara (ambalajlara) sararak hazırlattıkları yasa ve Anayasa değişiklikleriyle, yaptırdıkları ekonomik uygulamalarla, ülkemizde gelir dağılımını daha da bozup işsizliği artıracaklardır. Köylümüzü perişan duruma getireceklerinden, kalkınma hızımızı yavaşlattıracaklarından, terörü azdırıp turizmimizi baltalayacaklarından, Cumhuriyetimizi şeriatçı ve bölücü akımlara karşı yasal yollardan savunamaz duruma getireceklerinden, devletimize büyük bağlılıkla hizmet eden Atatürkçü kişileri görevlerinden uzaklaştırmaya çalışacaklarından, okullarımızı ve camilerimizi olabildiğince tarikatların denetimine sokmaya çalışacaklarından, bilimkentlerimizi (üniversitelerimizi) çağdışı medreseler durumuna getirmek, Türk Ordusu’nu Cumhuriyetimizi koruma ve kollama görevini layıkıyla yapamaz duruma getirmek, Atatürkçü kişi ve partileri TBMM'ye sokturmamak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarından hiçbir kuşkunuz olmasın.

         Bunları yapmakla amaçladıkları şey, gericilik ve bölücülüğün önünü açmak ve böylece savunmasız kalan Türkiye Cumhuriyeti'ni paramparça etmektir. “Düşünce suç olmaktan çıkartılmalıdır.” diyorlar. Ülkemizde ''düşünce'' suç değildir. Suç olan, ülkemizi bölmek için dinsel ilkelere dayanan bir devlet düzeni kurmak için yapılan propaganda ve kışkırtmalardır. Benzer yasalar, bütün demokratik Batı devletlerinde de vardır. Hukukun üstünlüğü, Anayasaya aykırı eylemler, PKK eylemleri önlenerek, çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele ederek sağlanabilir. Hukuk alanında gereksinimiz olan şey teröristi, mafya babalarını, Şevki Yılmaz'ları, İkinci Cumhuriyetçileri, işbirlikçileri sevindirecek ve azdıracak bir hukuk düzeni değildir. Halkımız artık Türkiye Cumhuriyeti'nde kamu düzeninin sağlanmasını istiyor. Şehit cenazelerine katılmaktan, Hizbullahçıların kazdığı mezarları görmekten, rüşvet söylentilerinden, ülkemizin bir suçlular cenneti durumuna getirilmesinden rahatsız. Demokratik Batı ülkelerinde olduğu gibi, delillerin kolaylıkla toplanabildiği ve suç işleyenlerin mutlaka cezalandırıldığı bir hukuk düzeni istiyor. Kısacası halkımız temiz toplum, temiz siyasetçi, huzurlu, düzenli ve çağdaş bir yaşam istiyor. Cezaevi koğuşlarına bile girmekten çekinen bir devletin, kamu düzenini sağlayamayacağını yurttaşlarımız çok iyi biliyor.

         Düşmanlarıyla mücadele etmeyi beceremeyen bir demokrasi ayakta duramaz. Cin çağırmayı, savunma mekanizmalarımızı felç etmeyi demokratlık sayıyorlar. Göreceksiniz çağırdıkları cinlerin önünden önce kendileri kaçacak. Kamu düzenimizi sağlayamazsak akan kanı durduramayız. Ekonomimizi felç ederiz. Demokrasimizi koruyamayız. Bu düşüncelerimiz, birkaç kişi dışta tutulursa, aydın ve çağdaş hukukçularımızın hemen tümünce paylaşılmaktadır.

         Ülkemizin geleceğini Atatürkçülüğün oluşturması gerekir. Değerli bilimci Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın dediği gibi “Atatürlçülüğü geçmişin bekçisi sananlar, geleceğin öncülüğünü yapmak fırsatını kaçırmaya mahkumdurlar.”

         Danıştay Başkanlarından Erol Çırakman şunları söylüyor :

         “Türkiye bugün çağdaş dünyanın bir parçası sayılıp kabul ediliyorsa bu uyguladığı laik, demokratik düzeninin bir sonucudur. 80 yıla varan demokratik devlet yaşantısına karşın ilk çağlardaki dinsel yaşama özlem duyan, bağlı olduğu devleti şeriat hükümlerinin uyguladığı bir İslami teokratik devlet durumuna dönüştürebilmek için, ona karşı savaş açtığını açıklamaya kadar varan, görüş, davranış ve üstelik eylemlerin toplumumuzda yine var olması, Cumhuriyetimizi kuranların emanetinin, yeterince benimsenip korunamadığını göstermektedir. Yasa ve Anayasa hükümleri de toplumsal gereksinime göre kuşkusuz değiştirilebilir. Yasama organı bunun için vardır. Ancak yapılmak istenen mevzuat değişikliklerinin, laik düzenin korunmasına yönelik bir düzenlemenin ya da bu amaçla uygulanan bir yaptırımın ortadan kaldırılması koşuluna bağlı kılınmasını anlamak olanaklı değildir. Bu pazarlıkların zaman zaman düzen aleyhinde ödünle sonuçlanması ve bu sonucun, toplumda demokratik ve özgür düşüncenin sağlanmasına yönelik olduğunun söylenmesi ayrıca düşündürücüdür.

         Basınımız, yazarlarımız, izleçlerimiz (televizyonlarımız) bu ve benzeri konuşmalara gerekli ağırlığı vermemişlerdir. Çünkü artık Cumhuriyetimize sahip çıkan insanlardan hoşlanmıyorlar. Neredeyse bize “Mütareke Basını”nı aratacaklar.

         Eskiden komünistler kendilerini “demokrat” olarak nitelerlerdi. Şimdi cephe genişledi. Akın Birdal da demokrat, Abdullah Öcalan da demokrat, Şevki Yılmaz da demokrat, ikinci cumhuriyetçiler de demokrat. Yabancı devletlerin içimizdeki bütün işbirlikçileri de demokrat. Bunlar büyük bir dayanışma içindeler. O güzelim “demokrat” sözcüğü, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının kamuflajı durumuna getirildi. Ancak bunu gerçek Atatürkçülere yutturamazlar. Tanıdığım en demokrat kişi olan rahmetli Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı bile “Ben demokrat değilim.” demek zorunda bıraktılar.

         Ülkemizde gerçekten çağdaş ve demokrat kişiler Atatürkçülerdir. Çağdaş sömürgecilerin yeni oyunlarını ancak onlar ortadan kaldırabilir. “Aydın” denebilecek kişinin en başta gelen özelliği, hangi koşullarda olursa olsun gerici akım ve kişilerle işbirliği yapmayı kesinlikle kabul etmemesidir. Hem gericiliğe hem de çağdaşlığa hizmet edilemez.

         Unutmayalım ki biz, Kurtuluş Savaşı’mızı Batılı devletlere ve içimizdeki hainlere karşı yaptık ve kazandık. Batılı devletler, hiçbir zaman bağımsız ve güçlü bir Türkiye istememişlerdir. Keban ve Atatürk Barajları gibi kimi önemli yatırımlarımızı bile Batılı devletlerle çekişerek yapabildik. Onlar, bizim konumumuzda olan ülkeleri daha bağımlı duruma getirebilmek için, sürekli gericilik ve bölücülük yanlısı güçleri desteklerler. Onların her dediğini yaparak Avrupa Birliğine gireceğimiz kuşkulu ancak ülke bütünlüğünü koruyamayacağımız, kanla ve bilgiyle kurduğumuz Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye sokacağımız gün gibi ortada. Hiçbir zaman unutmamamız gerekir ki Avrupa Birliği'ne ancak ve ancak Batılı devletlerin çıkaracağı engelleri aşarak girebiliriz. Yol haritasını da Atatürk çizmiş zaten. Başka bir devlet adamı bize daha çağdaş, daha Batıya yönelik bir yol haritası önermedi. İzlemeyi bile beceremiyoruz. Bizi affet Ata’m. Sözlerime Atatürk'ün Söylev’inden aldığım tümcelerle başlamıştım. Yine aynı betikten (kitaptan) aldığım iki tümceyle son vereceğim:

         “Ulusumuzun temel yararıyla ilgili konularda yabancıların bizce hiçbir önemi yoktur. Biz gidişimizi yabancıların görüşlerine uydurma güçsüzlüğünü kötü görenlerdeniz.”

 

 

Vural SAVAŞ