![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Atatürk
>>
Yapıtları
-
Kökenbilim, Biçimbilim ve Ses Bilgisi Bakımından Türk Dili |
![]()
![]()
|
|
|
KÖKENBİLİM, BİÇİMBİLİM VE SES BİLGİSİ BAKIMINDAN TÜRK DİLİ
1) X : İlk insanın bulunduğu mıntıka; buradan kendisini saran dışsal alemdeki "nesne"leri izliyor ve inceliyor. "G" güneştir; ilk insanların bütün dikkat ve ilgisini üzerine çeken güneş oluyor. 2) Dışsal alemi oluşturan nesneler, insanın bulunduğu yere göre büyüklük, küçüklük, parlaklık ya da sönüklük, yakınlık ya da uzaklık itibariyle farklı bulunurlar. Başka başka dairelerdeki noktalar onları gösterir.
1. İnsan dışsal alemdeki nesnelerin farklarını ve her birinin bulunduğu alanı, bu alanların birbirleriyle ve kendiyle olan ilişkilerini gösterebilmek çabası sonucunda türlü ünlü ve ünsüzleri icat ediyor. 2. I) "a, e, ı, i" ünlüleri yakın, "o, ö, u, ü" ünlüleri uzak hatları gösterirler. II) "g, y, k, g, h, m, b, p, v, f " ünsüzleri, öznenin ya da nesnenin tam kendini, içini gösterirler. III) "n" ünsüzü, özne ya da nesnenin en yakın alanını, kendine bitişik olan alanı gösterir. IV) "z" ünsüzü, oldukça geniş bir alanı gösterir; "s" ile "ş" alanları "z" alanı içindedir; "ş" alanı "n" alanına en yakın dar bir mıntıkayı gösterir. V) "c, ç, j" ünsüzleri esas olarak "z" alanında "ş, s" gibidir ancak özne ve nesneyi gösteren ünsüzler yerine de geçebilir. VI) "L" ünsüzü, en uzak mıntıkalara dek, her alandaki nesneleri ve hareketleri gösterir. VII) "r" ünsüzü özne ya da nesnenin oldukça belli, sabit ve kesin bir alanda olmuş olduğunu gösterir. VIII) "t-d" ünsüzleri, çok güçlü yapıcı ve yaptırıcı egemen ögedir. Not : Özne ve nesne anlamlarına, her türlü soyut anlamları ve hareket, düşünce anlamlarını da eklemek gerektir.
Güneş Dil Kuramı Esası ve Kaynakları : 1: "Kökenbilim, biçimbilim ve Ses Bilgisi bakımından Türk Dili"ne ilişkin şu notların belirttiği düşünceler, 26 Eylül 1932 tarihinde toplanmış olan Birinci Dil Kurultayı'ndan beri geçen üç yıl içinde, Türk Dili üzerinde ve bu ilgiyle öbür dillerde yapılan inceleme ve araştırmalardan ve dille ilgili olan filozofi, psikoloji, sosyoloji konularının gözden geçirilmesinden doğmuştur. Bu doğuş, filolojide yeni bir kuram olarak görülebilir. Bu kuramın temeli, insana benliğini güneşin tanıtmış olması düşüncesidir. İnsanın güneşle ilk ilgi ve bütün kavramları ondan, onun türlü görünüşlerinden ya da kayboluşundan, yürüyüşünden alması, düşünüşünün gelişmesi ve güç kazanmasıyla sonunda güneşe de bütün evrene de egemen olabilmesi... Bu, elbette üzerinde durulması ve düşünülmesi çok gerekli bir konudur. İşte biz, bunu en doğal ve mantıklı bulduğumuz içindir ki yukarıda imlediğimiz (işaret ettiğimiz) inancı göstermiş bulunuyoruz. Yeni dediğimiz kuramın temelini sağlamlaştırmak için şu yapıtları gözden geçirdik : A) Büyük Rus bilgini Pekarski'nin Petrograd'da 1907'den 1930'a dek parça parça basılmış "Slovar Yakutskağo Yazıka" yani "Yakut Dili Sözlüğü" adlı yapıtı; B) Hilaire de Barenton'un 1932'de Paris'te basılmış olan "Etudes orientales No. 7 L'origine des langues, des religions et des peuples, I. partie, Les radicaux primitifs des langues conservés dans le sumérien ou lexique sumérien-français" adlı betiği (kitabı); C) Ayni kişinin 1933'te basılmış "Etudes orientales No. 8 L'origine des langues, des religions et des peuples, II. partie, Les Langues, leur dérivation du sumérien; les religions, leur origine dans le sacrifice; les peuples, ils se différencient par leurs tites" betiği; Ç) B. Carra de Vaux'un 1911'de Paris'te basılmış "Etrüsk dili, diller arasındaki yeri, bazı tekstlerin incelenmesi : La Langue étrusque, sa place parmi les langues, étude de quelques textes" adlı yapıtı; Not : Sümerlerin ve Etrüsklerin Türk olduklarını ve dillerinin Türkçe olduğunu tarih ispat edegelmektedir. D) İspanya'nın kuzeyinde ve Fransa'nın güneyinde bulunan Pirene Dağları'nda yaşayan ve bir parçası da Meksika'da olan Baskların dillerine ait "Meksiko-Çapultepe"de bulunan üyelerimizden Tahsin Mayatepek'in yerinde yaptığı incelemelere ilişkin raporları; Not : Bunlar Bask diline ait olduğu gibi, ondan başka Peru'da konuşulan Keşuha ve o kıtalardaki çeşitli yerli ögelerin -ki başlıcası Mayalardır (bu dillerde çok Türkçe öge vardır. Selanik dolayında "Maya+dağ=Mayadağ" adlı Yürük mıntıkası anımsanmalı) dillerine ait raporlardır. Bütün bu yapıtlar üzerindeki incelemelerimiz, buluşumuzu güçlendirici nitelikte görülmektedir. 2. Şimdi çok önemli bir noktayı belirtmek gerekir. Dil bu buluşla, tümüyle cansız olmaktan kurtulamamıştır. Ona can ve hareket vermek gerektir. İşte bu nokta üzerinde düşünmeye ve incelemeye başladık. Dil derneğimiz ve uzmanları bu konu üzerinde derin incelemeler yaptılar ve düşüncemizi açıklamaya oldukça yardımcı ögeler buldular. Bu buluşlar bizi, temel buluşun açıklanmasına yardım vaat eder ögelerle karşılaştırdı. Ancak kuramı ilgilendirmeksizin adeta biçim ve kalıp durumunda birtakım eklentilerden ibaret olan bu ögeleri yeniden incelemek gerekti. Bu çalışma sonucunda, bütün ünsüzlerin ek olarak başlı başına birer anlayış ve hareket imleri )işaretleri) olması gerektiği kanısına vardık. Bu varışımızı kendi kendimize açıklamak için ilk başvurduğumuz kaynak yine Türk Dili topluluğu olmuştur. Türk Dili'ne ait sözlükleri önümüze aldık. Bu sözlüklerdeki tam ve belli anlamlar ifade eden sözleri ve bu sözlerde ek olarak köke yapışmış ünsüzleri birer birer göz önünde tutarak, bunların kökte yaptıkları anlam nüanslarını inceledik. İşte bu incelememiz bizi aydınlığa götürmeye başladı. Artık Türk Dili cansız olmaktan kurtuluyordu. Bu sırada "Dr. Phil Orient H.F. Kvergitch"in "Psychologie de quelques éléments des langues turques" adlı basılmamış değerli bir yapıtını okuduk. Türk Dili'ndeki eklerin gösterici anlamlarını bulmak için Dr. Kvergitch'in bu kuramını Türk Dili Kurumu'nun eklere ilişkin geniş ve çok örnekli çalışmaları sayesinde anlayabildik ve yararlandık. "Güneş Dil Kuramı" adını verdiğimiz bu notları sunarken ricamız şudur : 1. Eleştiriniz; 2. Reddediniz; 3. Değiştiriniz; 4. Tamamlayınız; 5. Açıklayınız. Not : "Açıklayınız"dan amacımız, olumlu ya da olumsuz açıklamadır. Yani "Bu olamaz." diyorsanız "Niçin?" açıklayınız ve buna karşı kuramlarınız varsa onunla karşılık veriniz. "Olur" diyorsanız "Niçin?" Bunu açıklayınız.
Türk Dili'nde Kökler : Dil, psikolojik ve sosyolojik yasalara bağlı olarak meydana gelmiştir. Düşünce yaşamının en ince ayrıntısı, dışsal dünyadan gelen levhalar ya da içimizde doğan ruhsal akımlar biçiminde yansır. İnsan bunları dil aracılığıyla saptamakta başarılı olur. Dil, dışsal dünyayı simgeleyen ve bize onu anımsatan birçok gösterici imleri (işaretleri), ince farklarla birbirinden ayırma çabalamasından ibarettir. Dilin işlevi, açlığı bildirmek, gücü göstermek, zevk duygularını belirtmek ve bütün kötü duygulardan ve yaşam tehlikesinden kendini korumaktır. İnsan, benliğini kendini saran dışsal alemdeki nesneleri belirleme düşüncesine eriştiği zaman anlamıştır. İlk insanların her şeyin üstünde tanıdığı ve her şeyin üstünde tuttuğu ilk nesne güneş olmuştur; güneş, onlar için her şeydi. Güneşi inceleye inceleye onun niteliklerinden ve hareketlerinden maddi ve sonra ruhsal düşünce kavramlarına geçmeye başladılar. Ondan aldıkları başlıca kavramlar şunlardır . 1. Güneşin kendisi; 2. Güneşin saçtığı ışık, aydınlık, parlaklık; 3. Güneşin verdiği sıcaklık; 4. Ateş; 5. Yükseklik, büyüklük, çokluk, güç, erk (kudret), esas, sahip, Tanrı, efendi; 6. Hareket, uzay, uzam, zaman, uzaklık, yaşam, besin, büyüme, çoğalma; 7. Renk, su; 8. Yer, kara, toprak; 9. Ses, söz.
İlk insanlar, bütün bu maddi ve fikri varlıkları, güneşe verdikleri adla birbirlerine anlatırlardı. Türk Dili'nin kökü olan bu ad, "a (ağ)" olmuştur. Türk Dili'nde özgün kök, ünlüye ünsüz gelerek oluşmuştur. Bunu şu kısa formülle gösterelim : (Ünlü+Ünsüz) Türk Dili'nde anlam belirten ilk ünlü "a"dır; ilk ünsüz "ğ"dir. "ğ", "a"ya "a"lar gelmesiyle doğmuştur : a, aa, aaa... = ağ = a+ğ = . + ğ = ğ Denilebilir ki dilin bütün kökleri, bu ilk "ağ" köküne insanların boğaz ve ağız organı geliştikçe söyleyebildikleri ünsüzlerin ve ünlülerin eklenmesiyle oluşmuştur : ağay, ağag, ağak, ağah... gibi. Bu bileşik sözlerin, yavaş yavaş başlarındaki asıl kök (ağ) kendinden sonra gelen ekle kaynaşarak : ay, ag, ak, ah... olmuştur. Böylece ilk konuşma döneminin ilk ünsüzleri, "ğ" ve bunun dönüştüğü "y", "g", "k", "h" olmuştur. Türkler ilk tanıdıkları ve taptıkları günee ve yukarıda söylediğimiz gibi ondan çıkardıkları maddi ve manevi bütün kavramlara "ağ"dan başlayarak "ay", "ag", "ak", "ah" demişlerdir. Yani, esasa (güneşe) verdikleri adı, maddi ve manevi kavramlara da vermişlerdir. İnsanlar, birbirlerine güneşi göstermek ya da anlatmak için : ağ, ay, ag, ak, ah dedikleri gibi, örneğin parlaklığı, örneğin ateşi, örneğin suyu, örneğin toprağı, örneğin büyüklüğü... vesaireyi anlatmak için dahi aynı sözleri kullanmışlardır. Her nesne ve düşünüş için, o nesnelerin ve o düşünüşlerin aralarındaki farkları gösterecek farklı sözleri belirlemek için insanlar binlerce yıl çalışmışlardır; bir dereceye kadar da başarılı olmuşlardır. İlk insanlar, aralarında türlü jestler yaparak anlaşmak döneminden, oldukça basit ve sınırlı birkaç anlamlı söze jestlerini katarak anlaşma dönemine geçmiş oluyorlar. Dillerin bugünkü evriminde bile insanlar, tam düşünce ve amaçlarını anlatabilmek için sözlerine jestler katmaktadırlar. Düşünüş ve dilin mükemmelliği derecesinde jest azalır.
Dil, ünlülerden ve ünsüzlerden kurulmuştur. I. Ünlüler : İnsanların kalın ve ince olmak üzere çıkarabildikleri sesler çoktur. Ancak bu seslerden dilimizde saptananlar "8"dir : A-I E-İ O-Ö U-Ü II) Ünsüzler "21"di; dört kategoriye ayırıyoruz : 1) ğ, y, g, k, h 2) v, f, m, b, p 3) d, t, r, l, n 4) s, z, c, ç, j, ş
Türk Dili'nde özgün kökler, yukarıda imlediğimiz (işaret ettiğimiz) gibi : ağ, ay, ag, ak, ah'tır. Bu özgün kökler, görüldüğü gibi, ünlülere ünsüzlerin birinci kategorisinin yapışmasıyla oluşmuştur. Ünlülere öbür (2, 3, 4 No.lu) kategorilerdeki konsonların yapışmasıyla oluşmuş gibi görünen sözler esasında kök değillerdir; bileşiktirler. Örneğin : av = ağ+av = ağav'dır. Zamanla asıl kök ekle kaynaşıyor; av kalıyor ve anlamca da kökün yerine geçiyor. ot : oğ+ot = oğot ...... ot ar : ağ+ar = ağar ...... ar as : ağ+as = ağas ...... as seslemleri (heceleri) de böyledir. *** Türk Dili özgün durumunda, ünsüzle başlayan kök sözcük yoktur. O biçimde görülen sözler, ünsüzün başındaki ünlünün zamanla düşmesiyle ortaya çıkmıştır. Örneğin "ku (ses), kulak" özgün durumunda ku=uk (ses)+uğ"dur. Kökün "u"su düşmüş, "ğ"nin söylenmesi de büsbütün bırakılmış, "ku" olmuştur. Ancak ukuma, ukumak sözlerinde kök tüm olarak kendini gösteriyor. İşte bu olaydandır ki doğrudan doğruya (ünlü+ünsüz) biçiminde olan özgün kökü karşısında (ünsüz+ünlü) biçiminde kökün anlamını belirten ve kök sanılan biçimlere rastlanır. "uk - ku ..." gibi. Gerçekte kök "uk"tur; "ku" kök değildir; bileşik bir sözün yalın biçim almasından vücut bulmuştur. Konuşulan bütün dillerde özgün esas, dediğimiz gibidir. Ancak bu, zamanla unutulmuş, bırakılmıştır. "ünsüz+ünlü" biçiminde, asıl kök olan "ünlü+ünsüz"ün tersinin de aynı anlamda bir kök olduğu sanısına (zannına) düşülmüştür. Şimdi ana köklerden sonra bileşik biçimde yalınlaşarak kök biçimine giren ve onun anlamını alan kökler hakkında bir fikir edinmek için aşağıdaki tabloları gözden geçirelim :
Tablo : I Tablo : II Tablo : III ağ + ağ = ağağ (ağa) .. âğ ığ + ığ = ığığ ...... ığ eğ + eğ = eğeğ ....... eğ ağ+ ay = ağay ........... ây ığ + ıy = ığıy ...... ıy eğ + ey = eğey ....... ey ağ + ag = ağag .......... âg ığ + ıg = ığıg ...... ıg eğ + eg = eğeg ....... eg ağ +ak = ağak ........... âk ığ + ık = ığık ...... ık eğ + ek = eğek ....... ek ağ + ah = ağah .......... âh ığ + ıh = ığıh ...... ıh eğ + eh = eğeh ....... eh ığ + ıv = ığıv ...... ıv ağ +av = ağav ........... âv ığ + ıf = ığıf ........ ıf eğ + ev = eğev ..... ev ağ + af = ağaf ........... âf ığ + ım = ığım ..... ım eğ + ef = eğef ....... ef ağ + am = ağam ........ âm ığ + ıb = ığıb ....... ıb eğ + em = eğem ..... em ağ + ab = ağab ......... âb ığ + ıp = ığıp ....... ıp eğ + eb = eğeb ...... eb ağ + ap = ağap ......... âp eğ + ep = eğep ...... ep ağ +ad = ağad .......... âd ığ + ıd = ığıd ....... ıd eğ + ed = eğed ...... ed ağ + at = ağat .......... ât ığ + ıt = ığıt ........ ıt eğ + et = eğet ....... et ağ + ar = ağar .......... âr ığ + ır = ığır ........ ır eğ + er = eğer ........ er ağ + al = ağal ........... âl ığ + ıl = ığıl ......... ıl eğ + el = eğel ......... el ağ + an = ağan ......... ân ığ + ın = ığın ....... ın eğ + en = eğen ....... en ağ + as = ağas ......... âs ağ + az = ağaz ......... âz ığ + ıs = ığıs ....... ıs eğ + es = eğes ...... es ağ + ac = ağac ......... âc ığ + ız = ığız ....... ız eğ + ez = eğez ...... ez ağ + aç = ağaç ......... âç ığ + ıc = ığıc ...... ıc eğ + ec = eğec ..... ec ağ + aj = ağaj ........... âj ığ + ıç = ığıç ....... ıç eğ + eç = eğeç ..... eç ağ + aş = ağaş ......... âş ığ + ıj = ığıj ........ ıj eğ + ej = eğej ....... ej ığ + ış = ığış ........ ış eğ + eş = eğeş ...... eş
Tablo : IV Tablo : V Tablo : VI iğ + iğ = iğiğ ............ iğ oğ + oğ = oğoğ ... oğ öğ + öğ = öğöğ ...... öğ iğ + iy = iğiy ............ iy oğ + oy = oğoy ... oy öğ + öy = öğöy ...... öy iğ + ig = iğig ............ ig oğ + og = oğog ... og öğ + ög = öğög ...... ög iğ + ik = iğik ............ ik oğ + ok = oğok ... ok öğ + ök = öğök ....... ök iğ + ih = iğih ............ ih oğ + oh = oğoh ... oh öğ + öh = öğöh ..... öh oğ + ov = oğov ... ov öğ + öv = öğöv ...... öv iğ + iv = iğiv ............ iv oğ + of = oğof ..... of öğ + öf = öğöf ....... öf iğ + if = iğif ............. if oğ + om = oğom... om öğ + öm = öğöm ...... öm iğ + im = iğim .......... im oğ + ob = oğob .... ob öğ + öb = öğöb ....... öb iğ + ib = iğib ........... ib oğ + op = oğop .... op öğ + öp = öğöp ........ öp iğ + ip = iğip ........... ip iğ + id = iğid ........... id oğ + od = oğod ..... od öğ + öd = öğöd ....... öd iğ + it = iğit ............ it oğ + ot = oğot ...... ot öğ + öt = öğöt ....... öt iğ + ir = iğir ............ ir oğ + or = oğor ...... or öğ + ör = öğör ........ ör iğ + il = iğil ............. il oğ + ol = oğol ....... ol öğ + öl = öğöl ........ öl iğ + in = iğin ........... in oğ + on = oğon ..... on öğ + ön = öğön ...... ön oğ + os = oğos ..... os öğ + ös = öğös ....... ös iğ + is = iğis ........... is oğ + oz = oğoz ..... oz öğ + öz = öğöz ....... öz iğ + iz = iğiz ........... iz oğ + oc = oğoc .... oc öğ + öc = öğöc ...... öc iğ + ic =iğic ............ ic oğ + oç = oğoç .... oç öğ + öç = öğöç ....... öç iğ + iç = iğiç ........... iç oğ + oj = oğoj ...... oj öğ + öj = öğöj ........ öj iğ + ij = iğij ............. ij oğ + oş = oğoş .... oş öğ + öş = öğöş ...... öş iğ + iş = iğiş ............ iş
Tablo : VII Tablo : VIII uğ + uğ = uğuğ ....... uğ üğ + üğ = üğüğ ...... üğ uğ + uy = uğuy ....... uy üğ + üy = üğüy ...... üy uğ + ug = uğug ....... ug üğ + üg = üğüg ...... üg uğ + uk = uğuk ....... uk üğ + ük = üğük ...... ük uğ + uh = uğuh ....... uh üğ + üh = üğüh ..... üh
uğ + uv = uğuv ........ uv üğ + üv = üğüv ..... üv uğ + uf = uğuf ......... uf üğ + üf = üğüf ...... üf uğ + um = uğum ...... um üğ + üm = üğüm .... üm uğ + ub = uğub ...... ub üğ + üb = üğüb ..... üb uğ + up = uğup ....... up üğ + üp = üğüp ..... üp üğ + üd = üğüd .... üd uğ + ud = uğud ....... ud üğ + üt = üğüt ...... üt uğ + ut = uğut ........ ut üğ + ür = üğür ..... ür uğ + ur = uğur ........ ur üğ + ül = üğül ...... ül uğ + ul = uğul ......... ul üğ + ün = üğün ... ün uğ + un = uğun ....... un üğ + üs = üğüs .... üs uğ + us = uğus ........ us üğ + üz = üğüz .... üz uğ+ uz = uğuz ......... uz üğ + üc = üğüc ... üc uğ + uc = uğuc ....... uc üğ + üç = üğüç ... üç uğ + uç = uğuç ....... uç üğ + üj = üğüj ..... üj uğ + uj = uğuj ......... uj üğ + üş = üğüş .... üş uğ + uş = uğuş ........ uş
Ünlüleri değiştirerek ünsüzlerin yalnız birinci kategorisiyle yaptığımız sekiz tablodan birleştirme yoluyla çıkan köklere ilişkin ( 1 A.) Not tablosu ile tek seslemli (heceli) sözleri gösteren (1 B.) Not tablosunu aşağıya koyuyoruz : Not Tablosu (1 A.) İlk kök I. dir : (ağ) 1) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (a+.) 2) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (ı+.) 3) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (e+.) 4) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (i+.) 5) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (o+.) 6) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (ö+.) 7) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (u+.) 8) 21 bileşik kök : (4 Kt.) - (ü+.) * (+.)daki nokta ünsüzleridir.
Not Tablosu : (1 B.) 1) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + a + .) 2) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g + a + .) 3) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k + a + .) 4) 20 (tek seslemli [heceli] söz).
(h + a + .)
5) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + ı + .) 6) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g + ı + .) 7) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k + ı + .) 8) 20 (tek seslemli [heceli] söz).
(h + ı + .) 9) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + e + .) 10) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g + e + .) 11) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k + e + .) 12) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + e + .)
13) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g + i + .) 14) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k + i + .) 15) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + i + .) 16) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y +
i + .) 17) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g +
o + .) 18) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k +
o + .) 19) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + o + .) 20) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + o + .) 21) 20 (tek seslemli [heceli]
söz). (g + ö + .)
23) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + ö + .) 24) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + ö + .)
25) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k +
u + .) 26) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + u + .) 27) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (y + u + .) 28) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (g +
u + .)
29) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + ü + .) 30) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (k + ü + .) 31) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + ü + .) 32) 20 (tek seslemli [heceli] söz). (h + ü + .)
Anımsatma : Aynı tabloları ünsüzlerin (2, 3, 4.) kategorileriyle de düşündükten sonra yapılacak incelemeden şu sonuçlar çıkar : 1. Ana kök dediğimiz "ağ", ünlülerin olgunlaşmasıyla "8" tip oluşturuyor. 8 (+ğ) yani : Ağ, ığ, eğ, iğ, oğ, öğ, uğ, üğ 2. Birleşme yoluyla oluşan köklerin sayısı 168 oluyor. (8 = Ünlü) x (21 = Ünsüz) = 168 3. İkinci maddedeki köklere bir seslem (hece) eklenmesiyle dilimizde oluşabilecek iki seslemli sözlerin adedi 3.528 olabilir. kök seslem (Ünlü+Ünsüz) + (ünlü+ünsüz) Ünlü = 8
Kök ve seslemdeki ünlüleri bir tutuyoruz. Onun için adet üzerinde etkisi olmayacaktır. Dolayısıyla 168 x 21 = 3.528. Anımsatma : Kök sonundaki ünlü ile seslem başındaki ünlünün eşit olmadığı tasarımlandığında oluşacak sözcük sayısının ne kadar çok olacağı düşünülebilir. 4. Kökün başındaki ünlüler düşerek ünsüzlerle başlayan tek seslemli sözlerin sayısı 3.360 olabiliyor. "Başta, Ünsüz = 20 (çünkü --ğ-- başta bulunmuyor; "r"yi alıyoruz.) Ünsüz + Ünlü + Ünsüz : 20 x 8 x 21 = 3.360" 5. Köklere ana kök olan "ağ" gelmekle vücut bulan "Ters kökler" :
. + Ünsüz + Ünlü + . § Baştaki "Ünlü" düşüyor, sondaki "ğ" sesletilmiyor. : "Ünlü + ünsüz = Ünsüz + ünlü" oluyor. Ters köklerin sayısı : 160 olabilir. (ünsüzlerden, başta okunmayan "ğ"yi bırakıyoruz.)
Türk Dili'nde Ekler : I. Türk Dili'nde "ünlü"ler ek olmaz. Ek gibi görünen ünlüler ana kök olan "ünlü + ğ"nin ek olması ve "ğ"nin okunmadan düşmesi demektir. Örnekler : arta = artağ tepe = tepeğ kaya = kayağ anı = anığ güdü = güdüğ batı = batığ yüce = yüceğ acı = acığ duru = duruğ arı = arığ katı = katığ II. Ad ya da sıfat yapan (söz türeten) ek sesler 16'dır : A) Ad biçimleri : 1) (Ünlü + p - b) : Yalap, çalap, dolap, yelep. 2) (Ünlü + ç - c) : Amaç, anaç, topaç, tıkaç, gereç, konaç, çekiç, avuç. 3) (Ünlü + t - d) : Öğet, donat, tokat, basat, büket, yönet. 4) (Ünlü + f) : Kuraf, eğef, yalaf, yulaf. 5) (Ünlü + ğ) : Sorağ, sınağ, kaçağ. Uyarı : "ğ" ile biten sözlerde, "ğ"nin yerine ya "v" ya da "k" konulmalıdır; "g "ile biten sözler için de aynı düşünce göz önünde tutulmalıdır; "f"nin kalacağı sözler de vardır. 6) (Ünlü + h) : Sabah, harah. 7) (Ünlü + k) : Anak, köçek, dilek, orak, ölçek, konak, durak, başak, konuk, açık. 8) (Ünlü + l) : Kural, çatal, ağıl, çakıl, davul, gönül, çapul. 9) (Ünlü + m) : Tutam, atım, dilim, takım, alım, satım, bakım, sürüm. 10) (Ünlü + n) : Saman, çimen, özen, düzen, seren. 11) (Ünlü + r) : Tomar, damar, keser, semer, şamar, çadır, onur, bakır, çukur, sınır. 12) (Ünlü + s) : Göğüs, ulus, uras. 13) (Ünlü + ş) : Savaş, güleş, üleş, salaş, güneş, dikiş, atış, bakış, barış. 14) (Ünlü + v) : Sınav, saylav, söylev, sulav, ırgav. 15) (Ünlü + y) : Kurultay, altay, kartay. 16) (Ünlü + z) : Gündüz, boğaz, minez, talaz.
B) Sufat biçimleri : 1) (Ünlü + p - b) : Ap - Apaydın (çokluk ve abartı belirtir.) 2) (Ünlü + ç - c) : Güleç, olgaç, inaç, dinç, gülünç. 3) (Ünlü + t - d) : Bayat, onat, ezit, yaşıt. 4) (Ünlü + f) : Kof. 5) (Ünlü + ğ) : Arığ, katığ. 6) (Ünlü + h) : Ulah. 7) (Ünlü + k) : Kaçak, kıyak, soyak, topak, açık, tutuk, düşük. 8) (Ünlü + l) : Çaral, tükel, emül, kızıl, tırıl, yeşil, içkil. 9) (Ünlü + m) : Bilem, kösem. 10) (Ünlü + n) : Yaman, yavan, bütün, çetin, kalın, astın, açan. 11) (Ünlü + r) : Anar, yazar, alır. 12) (Ünlü + s) : Ayas. 13) (Ünlü + ş) : Yavaş, geniş, sırış, öğüş. 14) (Ünlü + v) : Bütev, yırav, yayav, verev. 15) (Ünlü + y) : Güney, güzey. 16) (Ünlü + z) : Gövez, uyaz, ölez, ikiz, üçüz, semiz, ucuz. Anımsatma : 1. Sesin esası olan ünlü 8 olduğuna göre, Türk Dili'nde ek sesler "8 x 16 = 128" biçim alır. 2. Esas kökler 168 olduğuna göre, Türk Dili'nde iki seslemli (heceli) ya da bir seslemli "168 x 128 = 21.504" söz olabilir.
Eklerin İşlevleri : Nesneler ya da düşünceler, özneye göre, yakın, uzak başka başka alanlarda bulunabilirler. Her alan ayrı bir ses (Ünlü + Ünsüz) ile anılır. Ünlüler uzak, yakın doğrultulara ünsüzleri hareket ettirir : a, e, ı, i = yakın; o, u, ö, ü = uzak, büyük alanı içerir. 1) m : En yakın alanı, mülkiyeti ve belirme alanını gösterir. "p - b", "v - f", "ğ - y"de bu alandadır. 2) n : Sınırlı alanı gösterir; "m"nin alanına bitişik olan alandaki nesneleri ve düşünceleri gösterir. Herhangi bir alanda bulunan nesne ya da düşünceyi "m" alanına yaklaştırır. genel olarak herhangi bir alanda bulunanları merkez olan özneye yaklaştırır ya da o şeylerin özneyle ilişkilerini ve o andaki zamanı gösterir. Öznenin mülkiyetini imler (işaret eder). 3) s : Oldukça geniş bir alanı, bu alanda bulunan nesne ya da pansenin yerini; özneyle bu panse ve nesnenin bağıntısını gösterir. z : ("s"den çıkmıştır) : İçine çok nesne ya da panse alan, "s"den farklıca, -"s"yi de içeren- büyük alan. ş : "s" kategorisindedir; "s"den farklı, dar alan, sürekli değişir; faili kaldırır, birliktelik, genellik, kapsam gösterir. ç : "ç, c" m ile yerini değiştirebilir. Belirli, sınırlı bir alan içinde genişlik, kapsam gösterir. (Dışsal dünya olmaksızın iç kavramı ve düşüncesi yoktur.) c, j : İdem. 4) L : Uzak, büyük, sayısız, belli olmayan, saptanması olanaklı olmayan, kişisel değil, belli bir alana bağlı değil, her alanda bulunur, her şey, enginlik, kapsam, doluluk anlamlarını gösterir ve bu kapsam içinde her nesne ve düşünceyi nitelendirir. 5) t-d : Genel olarak yapıcılık, yaptırıcılık, yapılmış olmaklık. Bu anlamlarda kesinlikle bir alan belirler ve saptar. 6) k : Her türlü nesne ve düşünceyi tamamlar, anlamı belirler. Her türlü düşünceye hareket ve etkinlik verir. İşlevi oldukça kapsamlıdır. Dilde genel etken işlevini üstlenir. g, h : "k" işlevini yapar. 7) r : Yakın, belirli, kesin, bir alanı ve o alandaki hareketi gösterir. Fark ve ayırt etmeye yarar. İstenilen şeyin olduğunu belirtir. Not 1 : Türkçede eylem denilen ve hareket belirten sözlerin oluşmasında, öbür sözlerin oluşumundan ayrı, başkaca bir özellik yoktur. Şema olarak alınmış olan "mek, mak", em + ek = emek; am + ak = amak sözlerinden başka bir şey değildir. Bu söz, gerçekten, "yapmak, istemek, etmek, güç harcamak, işlemek" anlamlarına gelir. Sözün kökü "em"dir. Hareket ve etkinlik "em"dedir. Bu hareket ve etkinliği belirleyip belirten "k"dir. Not 2 : Şimdiye dek ek olarak kullanıldığını gördüğümüz "bak, baka, ban, bar, bız, büz, aca, çak, açak, çım, lağan, mer, arı, rak, paze, sar, cik, acak, cel, ıntı, ılı, ra, rak, ram, sak, sal, sam, anta... vs." gibi biçimler, Türk Dili kök ve eklerinin gerçek kökenleri ve Türk sözlerinin oluşumundaki doğal ve mantıklı yasa unutulduktan sonra ortaya atılmış kalıplarıdır. Bunlar incelenince tümünün bileşik birer söz olduğu ortaya çıkar. Bu kalıpların alınışında egemen olan bilimsel bir yöntem olmayıp bozulmuş sözcüklerde yinelemelerin aynı anlama geldiklerinin sezilmesidir. Dilimizin ıslahı sırasında bu gibi bellenmesi güç bir alay yapay sözleri bir yana bırakmak gerektir. Bileşik eklerin oluşumu ancak bir yöntem içinde ve işi, anlayışı, belleyişi kolaylaştıracak tarzda olmak gerektir.
Türk Dili'nin Genişliği : Bu genişlik Türk Dili'nin kökenindeki özellikten ileri gelmiştir. Şöyle ki : A) Türk Dili'nde aynı bir nesneyi ya da aynı bir düşünceyi gösterebilen türlü söyleniş ve biçimde çok kök vardır. Burada şunu bilmeliyiz ki bu, herhangi bir anlam için, ayırtsız olarak herhangi bir kök gelişigüzel kullanılır demek değildir. Bir de aynı nesne ya da aynı düşünceyi anlatabilen türlü kökler, o nesne ya da düşüncenin ayırtlı bir durumunu, niteliğini nüanslandırır. Bu, ilkel dönemde olmasa bile sonradan böyle olmuştur. B) Anlatmak istediğimizi ikinci bir yönden aydınlatalım. Türkçede aynı bir kök, somut ya da soyut türlü anlamlara gelir. § Bu konuyu nasıl aydınlatmalı? Ve bir söz karşısında, kökün hangi anlamı üzerinde durmalı? Bunun için, sözün bütün türeme biçimlerini ve onun bulunduğu tümcedeki (cümledeki) yerini dikkatle göz önünde tutarak incelemek gerektir. Bundan başka kesin bir yöntem yoktur. § Aynı bir nesneyi ya da bir düşünceyi türlü köklerin anlatabilir olması nasıl yol almıştır? Bunun için Türk Dili köklerinin kökenine gitmek ve Türk Dili'nin kuruluşundaki doğal ve mantıklı yasayı bulmak gereklidir. Bunda Türk dehasını iyice kavramak şarttır. 1) Türk Dili'nin ana kökü ve onun doğurduğu esas kökler vardır. O köklerden zamanla bir seslemli (heceli) ve çok seslemli sözler türemiştir. Bunların işlevleri, somut ve soyut anlamları nüanslandırarak berkitmek olmuştur. Bununla birlikte, en çağdaş sözlerin anlamları, özgün ana ve esas köklerin anlamını içlerinde saklamaktadırlar. Türk sözlerinin soyluluk, üstünlük ve yüceliği de bundadır. 2) Türk köklerinin geniş ve kapsal kapasitelerinden dolayı aynı bir "ide"yi anlatmak için başka biçimlerde görülen dil ögelerinden başka başka biçim ve söyleyişte sözcükler türemiştir. Bu, Türk Dili'nin ne kadar geniş ve varsıl (zengin) olduğunu göstermektedir.
Biçimbilim : 1. Türk Dili'nin kökeni anlaşıldıktan sonra biçimbilim bakımından incelenmesi kolaylaşır. Türkçe sözler ya : A) Köklere ekler gelerek oluşmuştur (yalın sözler); ya da B) İki ya da üç sözün birleşmesiyle oluşmuştur (bileşik sözler). 2. Bileşik sözlerde, hemen daima birinci ya da ortadaki söz, "kök" olan sözdür. 3. Bileşik sözlerde başa gelen kök sözün çoğunlukla ünlüsü düşer; sözün ünsüzü yalın bir ön ek biçiminde bulunur. 4. Türkçe sözler kökenbilim bakımından şu sıra üzere oluşur : (Ünlü + ünsüz + ünlü + ünsüz + ünlü + ünsüz ...). Ancak ses bilgisi yasası gereği olarak sözcük büyüdükçe baştaki ünlü düşebilir; sözcük içinde de çoğunlukla ünsüzden sonra onu seslendirecek ünlü gelirse ünsüzden önceki ünlü düşer. Böylece iki ünsüz yan yana bulunmuş olur. 5. Türkçe sözlerin kökeninde aynı türden iki ünsüz yan yana bulunmaz. Bu biçimde görülen ünsüzlerden birincisi bir uzatma sözünün, biçimbilim gereği, yerini tutmak üzere ondan sonraki ünsüzün yinelenmesidir. "Belli = beğeli" dir; L = ğe Not : A) Ünlülerin görevleri, uzak ve yakın mesafe ve hareketleri göstermektir; asıl anlamı belirleyen ünsüzlerdir. B) Biçim olarak (8 ünlü x 21 ünsüz) 168 kök vardır. Ancak : C) Kökler, asıl ve kökenbilim bakımından "7" kategoriye ayrılabilir : I) Ünlü + ğ (g, y, k, h) II) Ünlü + b (p, f, m, v) III) Ünlü + c (j, ç, ş, s, z) IV) Ünlü + d (t) V) Ünlü + n VI) Ünlü + r VII) Ünlü + L Bu kategorilerin incelenmesinden şu sonuç çıkar : 1. Birinci kategoride görülen imceler (harfler), birtakım nüanslar yapmakla birlikte hemen tümü aynı işlevi yapar. II., III., IV. kategorilerde de aynı durum olmaktadır. 2. Kök durumunda "7" kategori ve üstelik "168" biçimdeki kökler, öncelikle ortakça kökendeki "9" anlamı içerirler. Bu anlamlar şunlardır : 1. Güneşin kendisi; 2. Güneşin saçtığı ışık, aydınlık, parlaklık; 3. Güneşin verdiği sıcaklık; 4. Ateş; 5. Yükseklik, büyüklük, çokluk, güç, erk (kudret), esas, sahip, Tanrı, efendi; 6. Hareket, uzay, uzam, zaman, uzaklık, yaşam, besin, büyüme, çoğalma; 7. Renk, su; 8. Yer, kara, toprak; 9. Ses, söz. Anlamların nüanslanması, maddi, somut ve soyut anlamların çoğalıp kapsamının genişlemesi, köklere gelen eklerin ekledikleri anlamlarla belirir. Bu notları birkaç örnekle açıklayalım : Ağ = yükseklik (5. anlam, not, C2) + ım = ağım = irtika, yükselme ("ağ", nesne ya da öznenin kavramının kendisi; buna hareket veren "ım"dır.) Ak = hareket (6. anlam, not, C2) + ım = akım = cereyan ("ak", nesne ya da özne, ona hareket veren "ım") Ap = büyük (5. anlam, not C2) + ağ = apağ = apa = cet ("ap" kökündeki büyüklük anlamını, öznede aydınlatıp belirleyen "ğ" ünsüzüdür); "apa" = mabut, put anlamına da gelir (Radlof). Ar = uzay, uzam (6. anlam, not, C2) + ağ = arağ = ara = mesafe (açıklaması önceki gibi) Ir = uzam, uzay (6. anlam, not, C2) + ak = ırak = uzak Is = ateş (4. anlam, not, C2) + ığ = ısığ = ısı = sıcak, hâr İl = erk (kudret) (5. anlam, not, C2) + ik = ilik = melik, kral İr = erk (kudret) (5. anlam, not, C2) + ez = irez = şecaatli ("ir"i yani güç ve erki meydana çıkaran "z" ünsüzüdür. Bu yansımayı özneye yaklaştıran "e" ünlüsüdür). Öz = ışık (2. anlam, not, C2) + en = özen = dikkat (ışığı, öznenin bitişiğinde harekete getiren "n" ünsüzüdür). Ur = hareket (6. anlam, not, C2) + uş = uruş = harp, mücadele ("ur" eylemini kendi muhitinden çıkarıp gösteren ve öznenin dışında ortak bir mıntıkada harekete getiren "ş" ünsüzüdür). Ut = ateş, hararet (4. ve 3. anlamlar, not, C2) + an = utan = hicap ("ut"u, öznenin bitişiğinde belirten "n" ünsüzüdür). Ür = büyüklük, çokluk (5. anlam, not, C2) + em = ürem = faiz, çoğalma ("ür" anlamını nesne ya da öznede harekete getiren "m" ünsüzüdür). Kapu : sözcük bileşiktir : K + apuğ Uk = . k = büyük, erk (kudret) egemen (5. anlam, not, C2) + ap = ışık (2. anlam, not, C2) + uğ = ışığın geldiği yer ap + u. = apu kapu = ışığın geldiği yeri tutan, oraya egemen olan. Akıl = ak = erk, egemenlik (5. anlam, not, C2) + ıl = her şey, bütün dışsal ve içsel alem, kapsam akıl = her şeye egemen olan
Özgün Köklerin Genişlemiş Kavramları : I) Ünlü + ğ (g, y, k, h) = Aile, akşam, alev, atmak, anlamak, ateş, ayak, ayırmak, baba, bağ, bağırmak, bina etmek, bir yıldızın kursu, bitirilmiş olmak, büyük, büyüklük, çehre, çinko, dağ, deniz, doğruluk, dolu olmak, efendi, el, elbise, eski, ezmek, feryat etmek, fışkırmak, geniş, genişlemek, gök, görmek, götürmek, gözyaşı, gün, güneş, hakikat, halat, hararet, hayat, hayvan, hiddet, hiddetli olmak, himaye etmek, hizmet, idare etmek, istikamet, iş, işletmek, iyilik, kalabalık, kalın, kalın bir şey, kapatmak, kapu, kaybetmek, kazmak, kızarmak, kurşun, kuvvet, kuyu, liyakat, lütuf, lütufkârlık, mülk edinmek, nefi, nehir, nida, noksan, parlamak, resim, sabah, sahip, sahip olmak, sanat, servet, sevk edici, sıhhat, söz, su, sürü, şarkı söylemek, şekil, şişman, tasavvur, tesis etmek, tutuşturmak, uluhiyet, urmak, ücret, yağmur, yağ sürülmüş, yakmak, yapmak, yaratıcı, yaşamak, yemek yemek, yerleşmek, yığın, yükselmek, yürüme, zeka. II) Ünlü + b (p, f, m, v) = Bolca bulunmak, büyük, çağırmak, deniz, düzeltilmiş, eğilmek, ehemmiyetli şahıs, eşik, ev, halat, himaye etmek, ışınlanma, ince, iplik, kırılmış şey, kıvrımlar, kullanılmış, kuşun tepeliği, oda, oğulmuş mahal, su, şişmanlık, tazimkâr unvan, toz, yağmur, yayla, yeni yuvarlaklaşmış şey, zürriyet. III) Ünlü + c (j, ç, ş, s, z) = Açık yer, açılan yer, ağız, "ak"taki anlamlar, ateş, ayrılmak, boş, büyük, çağırmak, çıkmak, çıplaklık, delik, deniz, doğurmak, efendi, gök, gözyaşları, güzellik, hububat ambarı, ısırmak, ilk, ilim, işitmek, kaide, kapı, kaybetmek, kırmızılık, kızartmak, koku, nefes, pişirmek, ruh, sahip, sanat, serbest, serinlik, sıcaklık, su, şekil, tasavvur, toz haline komak, vahşi, yakmak, yardım, yatak, zeka. IV) Ünlü + d (t) = Akıllılık, aşınma, atmak, ayırmak, baba, bir şeyi kontrol ederek ona nezaret etmek, büyük, delik, efendi, el, evvel, feryat, geçilen yer, gürültü, hararet, hayat, hilkat, himaye etmek, ısıtmak, işitmek, kâhin, kanat, kaybetmek, kenar, kovmak, kudret, kullanma, kuvvet, nehir, nida, oda, ot, oyuk mahal, papaz, parlamak, sahip, sevk etmek, sihirbaz, söz, su, tesis etmek, urmak, uyumak, valide, yağmur, yakmak, yapmak, yardım, yatak, yayılmak, yol, yüksek mevkide olan şahsiyet, zaman geçirmek, zeka. V) Ünlü + n = Adam, av, azlık, birlik, büyük, efendi, esnasında, gitmek, gök, göz, içinde, ilk, inlemek, iş, işitmek, kadar, mahal, meyil, mükemmel, oğul, saadet, sada, üstünde, vahdet, vazife, yardım istemek, yüksek, zaman. VI) Ünlü + r = Adam, aile, akış, ateş, ayırmak, bağırmak, beyaz, büyük, çekilip gitme, dağıtmak, demir, doğma, doğurmak, dua etmek, düğme, eğri olma, erkek, gece, gün, güzel, hararet, hasat, hayat, hendek, ilkbahar, imtidatlı, insan, kabile, kahraman, kalabalık, karanlık, kavim, kaybetmek, nehir, nida, oğul, parlaklık, rabıta, sabah, saf olmak, seyahat etmek, sıvı, soğuk, söz, su, sürü, takip etmek, tamamlanmış, tazelik, temiz, tesis etmek, tomurcuk, türkü, vermek, yakmak, yar, yıkmak, yürümek, zaman, ziraat etmek, zürriyet. VII) Ünlü + L = Aldatmak, alıkoymak, alıp kaldırmak, ateş, bağlamak, beyaz, büyük, çitle çevrili arsa, değiştirmek, deniz, doğma, dolu, düşman, feryat, getirmek, göl, gün, hakim, halk, hararet, himaye, ittifak, kanal, kaybetmek, kuşatmak, kütle, millet, muhafaza, muhterem, orman, rutubet, rüzgar, sabah, sada, söz, şehir, yabancı, yabani, yakalamak, yüksek, zaman, zürriyet.
Özet : Kişi, kendi benliğini, kendini saran dışsal alemdeki nesneleri belirleme düşüncesine eriştiği zaman anlamıştır. İlk insanlar için, ilk tanınan nesne güneş olmuştur. İlk insanlar, maddi ve soyut kavramları güneşi inceleye inceleye bulmuşlar ve bütün bu kavramları ona dayandırarak belirtmişlerdir. İlk insanların bu yönden saptayabildikleri önce maddi ve çok sonra soyut anlamların başlıcaları şunlardır : 1. Güneşin kendisi; 2. Güneşin saçtığı ışık, aydınlık, parlaklık; 3. Güneşin verdiği sıcaklık; 4. Ateş; 5. Yükseklik, büyüklük, çokluk, güç, erk (kudret), esas, sahip, Tanrı, efendi; 6. Hareket, uzay, uzam, zaman, uzaklık, yaşam, besin, büyüme, çoğalma; 7. Renk, su; 8. Yer, kara, toprak; 9. Ses, söz. İlk insanlar bütün bu somut ve soyut varlıkları, güneşe ilk ve son verdikleri adla birbirlerine anlatırlardı. Türk Dili'ne güneşe ve güneşten alınan yukarıda saydığımız kavramlara verilmiş olan ilk ana ad A'dan başlayarak : A + A, A + A + A, A + A + A + A = Ağ olmuştur. Bu durumda ilk ana kök "ağ"dır. Bu kök, hem güneşin hem ondan anlaşılan kavramların ortak adı olarak kullanılmıştır. İnsanın boğazı, gırtlağı, ağzı, dili, dişi ve dudakları insanlığa yaraşır bir biçim aldıkça bu "a" ünlüsü birçok söyleyiş biçimi bulmuştur. Bugünkü Türkçemizde biz bunları sekiz ünlü olarak saptamış bulunuyoruz. Bu sekiz ünlü önüne bir okunmaz "ğ" getirdiğimiz zaman oluşan sekiz tip kök aynı ilk ana kök olan "ağ" niteliğindedir. Bunların arasında hiç fark yoktur, denilemez. Çünkü ünlüler, yakınlık ve uzaklık gösterir. Ancak sürekli ana kökün yakınında ve uzağında varlığını değiştirmez. İlk anların ilk döneminde bu okunmaz "ğ" :"y, k, g, h, v, m, b, f" olmuştur. Bunlar dahi Türk Dili'nde esas kökler olarak kabul olunur. Bu dilin mucidi olan Türk'ün düşünce gücü yükseldikçe kendisini saran dışsal alemin çeşitli tabakalarındaki yakın, uzak nesneleri birbirinden ayırt etmek için çabalamış ve bunun sonucunda, boğazından sonra dilini, dişini, dudağını kullanabilecek duruma geldikçe "s, r, t-d, n, L..." gibi türlü kategorilerden, ünsüzleri türlü ünlüleri yardımcı kılarak kökler yaratmıştır. Bütün bu kökler -ki bugün Türkçemizde en açıkları saptanmıştır- 168'dir. Bu 168 kök, hep birlikte bir kez güneşin adı olmuştur. Sonra, güneşten alınmış olan ilkin anlamların da adı olmuştur. Bugün herhangi bir Türk Dili sözlüğü açınız, orada bu dediğimizin gerçek olduğuna tanık olan sayısız sözlerle karşılaşırsınız. Şimdiye kadar olan ifademizden çıkan da şudur : Birçok biçimde ve tipte öz sözler, ayırtsız aynı nesne ya da özneleri ortakça belirtmiştir. Bunu başka türlü ifade edelim : Aynı nesne ya da düşünce, birçok tipte kökle ifade olunmuştur. İşte Türk Dili'nin kökenbilimsel evresi budur. Tabii, Türk Dili bu ilklikte kalmamıştır. Düşünüş, bin bir gözlem ve deney ve bir de toplumsal yaşamın zorlamasıyla dil, ikinci olgunlaşma dönemine geçmiştir. Bu dönemde artık, en büyük tanıdığı güneşi yerinde bırakmış; gözünü ve aklını, güneşten aldığı ışıkla, evrene yaymıştır. Bu genişleme döneminde ana kökü ve esas kökleri göz önünde bulundurmakla birlikte, artık bilincini gördükleri üzerinde egemen kılmaya başlamış, yani kendini taptığı güneşin yerine koymuştur. Bu kadar değil, kendisinden başka saptadığı her nesneyi de güneşin yerine koymuştur. İşte ancak bu geniş düşünce ve hareket yeteneği sayesindedir ki dil denilen varlık vücut bulmuştur. Dil, düşüncenin yanında yer almış, doğal, mantıksal bir varlıktır. Asıl etken düşüncedir. Bu, kesinlikle unutulmamalıdır. Bu gerçeği, olduğu gibi, tanıdıktan sonra şu açıklamalar kolayca anlaşılır : 1. Türk Dili'nde ana ve esas kök biçimi (ünlü + ünsüz)'dür : "ağ, ak, ah, ay, ab..." Bunlar, güneş ve güneşten aldığımız kavramların ifadesidir. 2. "Ka, ha, ya, ba..." aynı kavramın ifadesi gibi alınmıştır. Gerçekte doğru olmayan bu biçimler, esas kök yerine geçmiştir. Derhal söylemeliyiz ki bunlar, şu bileşik sözlerin yalınlaşmış biçimleridir : ağ + ak + ağ = kağ ağ + ah + ağ = hağ Yumuşak "g"ler düşünce "ka, ha..." kalıyor. 3. "Kap, hap, maç, yat..." gibi tek seslemli (heceli) Türk sözleri de daima kökeninde bileşik olan ilk Türk sözünün biçimbilimsel durumudur. Bu sözleri kökenlerine döndürelim : ak + ap = akap = kap (Kökün ünlüsü düşmüştür.) ah + ap = ahap = hap (Kökün a'sı düşmüştür.) ağ + am + aç = maç (Burada kökün kendisi düşmüştür; onun yerine geçen seslemin ünlüsü de düşüyor, maç oluyor.) ay + at = ayat = yat (Kökün ünlüsü düşmüş, yat olmuştur.) Bu küçük açıklamadan anlaşılmak ve üzerinde durulmak gerektir ki "yap, yak, yat..." gibi sözler kesinlikle kök değildirler. Kökenbilimin buyruğu budur. Ancak bunlar birer biçimdir, bu biçimi açıklayan biçimbilimdir. Bu söz biçimi üzerinde öncelikle egemenliği gösteren kökenbilim olmuştur. Biçimbilim, kökenbilimi gücendirmeksizin bu aslı alıyor ve onu kökenbilimin de hoşuna gidecek biçimlere sokuyor. Kökenbilim bunu beğeniyor çünkü en sonunda gerek kökenbilim gerek biçimbilim, o dili yaratan insanın doğal ve mantıksal gelişiminin uygulamasına hizmet etmekten başka bir şey yapmıyor. Biçimbilim, kökenbilimi biçimden biçime koyuyorsa bu, rastlantısal bir şey değildir. Bu da ayrıca bağımsız bir bilimin gereğidir. O bilim, ses bilgisidir. Ses bilgisi, kökenbilim ve biçimbilimi göz önünde tutmakla birlikte sözcükleri kulağa hoş gelecek yolda, tüm ve toplu anlamına getirmeye hizmet eden bir bilimdir. Bu bilim şuna dikkat eder : Sözcüğün ifade etmek istediği kavramı kısa, toplu, kaynaşmış bir biçim ve uyumla yansıtmak. Ses bilgisi aşağıdaki işlevi yapar : Özgün sözleri bir kez biçimbilime verir, ondan çıktıktan sonra da onları denetler, gerek görürsebiçimbilimsel sözler üzerinde değişiklikler yapar. Yaptığı değişikliklerin başlıcaları şöyle açıklanabilir : Kökenbilimde , ünlü olmadan gelemeyen ünsüzlere dikkat eder : ünlü + ünsüz, ünlü + ünsüz, ünlü + ünsüz... İşte bu yinelenmeleri görünce biçimbilimle birleşerek şu kararı verir : Sözcüklerdeki ünsüzleri okutabilmek koşuluyla ünlüleri olabildiği kadar kaldırmak. Bu iki bilim, bu noktada birleşir ve karar verir. Kararları şudur : Sözün ilk parçasından çok son parçasında ünsüzlerin okunmasına yardımcı ünlüler geldikçe, gereklidir ki ünsüzler kendi ünlülerini bıraksınlar. Örnek : ayıpılamak - ayıplamak karışılamak - karşılamak... vs. Bizim üzerinde durduğumuz nokta şudur; yeni Türk Dili bilimcileri bu noktalara önem vereceklerdir : Türk sözlerinde kök : (Ünlü + Ünsüz)'dür. Bu tek seslemlidir : "ak, ar, al, as, aş..." gibi. Ancak yine tek seslemli olan "yok, çok, göz, göl..." sözleri kesinlikle kök değildirler. Bunların bileşik sözler olduğunu derhal dikkate almak gerektir. Bu gibi tek seslemli görülen bileşik sözlerde dikkat edilecek nokta şudur : Bunlar birer sözcük müdür yoksa bileşik bir söz müdür? Çünkü her ikisi de olabilir. Örneğin; akıl. Bu söz bir kök ve bir ekten meydana gelen tek sözdür. Ancak "yağmur" bileşik bir sözdür. Bunu ve benzerlerini şöyle ayıralım : Yağmur = ay + ağmur Çamur = aç + ağmur Hamur = ah + ağmur Bu sözcüklerdeki ikinci söz (ağmur), akarsu anlamına gelir. Sözcüğe ön ek gibi girmiş görünen köklerden "ay" yüksek demektir ve özne ya da nesnenin kendisinden sonraki mıntıkayı gösterir; "aç", yer demektir; "ah", yiyecek, hububat demektir, un demektir ki o da hububatın ezilmiş biçimidir. Şimdi yağmurun yukarıdan gelen su, çamurun toprak anlamında olan bir şeyle karışmış olması hamurun da hububatın insanların yiyeceği bir tarzda öğütülmesine karışması anlamları kolaylıkla anlaşılır sanırız. Şimdiye dek verilen açıklamalar, Türk Dili'nin ilkinliğine ve ondan sonraki bilinçli durumun gelişmesine ilişkin bulunmaktadır. Kuşkusuz, bu birinci ve ikinci dönemden sonra Türk Dili yaratıcılarının yüksek bilinç ve yeteneklerinin eserlerini, yine yarattıkları dilde görmek olanaklıdır. Artık bu son ve yüksek alanda Türk, geçen dönemleri unutmamakla birlikte, dehasının güç ve erkini (kudretini), yarattığı dilin yüksek yeteneğiyle birleştirerek yepyeni ifadeler, terimler yaptığını ve yapabilir olduğunu göstermiştir. İşte bu yüksek deha eseriyledir ki dünya yüzünde konuşulabilen en yüksek diller, insan zekasının, düşüncesinin yüksek ifadesini belirlemeye yarayabilmiştir. Biz, bugünkü Batı Türkleri, kendimizi bu aşamada dilce başarılı görmüyorsak bu, yalnız bizim, "bizimizi" görmemekliğimizden başka bir şey değildir. Gözümüzü aklımıza bağlayarak açarsak ve ilkin dönemden başlayarak içinde bulunduğumuz zamana dek Türk'ü ve Türk Dili'ni değerlendirirsek, ondan sonra aklımızla birlikte gözümüzü yükseklere ve bütün aleme yayabilirsek, işte o zaman kendimizin ve dilimizin ne olduğunun farkına varırız. Uygulama : Türk Dili'nde Olumsuzluk İlgeci (Edatı) : 1) Türk Dili'nde söze bağlanan olumsuzluk ilgeci, esas olarak birdir : "Ünlü + Z". Olumsuzluk ilgeci olarak kullanmakta olduğumuz "mez", bileşik bir sözdür; kökenbilimsel açıklaması şöyledir : "Em + ez". "Em" kök olarak Türkçede güç, yaşam, hareket anlamlarına da gelir. "Ez", ek olarak uzaklık, uzaklaşma, yokluk anlamını gösterir : em + ez = emez. Baştaki ünlü ses bilgisi gereği düşebilir. "mez", güç ve hareketin uzaklığını, yokluğunu yani güç ve hareket kavramının tersini bildirir. "Mez" sözünün, "mey", "meğ" ve "ğ" düşerek yalnızca "me" biçimleri de vardır. "Eğ" ve "ey" sözleri, kök olarak, uzaklaşmak, sonuca varmak, bitmek, kesilmek anlamlarına da gelir; yani "ez" ekindeki anlama sahiptir. Bundan dolayı "meğ, me, mey = mez"dir. Ufak bir biçim farkıyla aynı anlamı ifade ederler ve aynı işlevi yaparlar. Açıklama : "Gel-me-m"de "me (ğ)"i görürüz.
(gel-mez-sin)
(gel-mez-siniz) (gel-mez-ler)
(gel-mey-iz) (gel-mey-iniz) (gel-mey-orlar) sözlerinde de "mey" biçimi görülür.
"gel-iy-orum" sözünün karşısında, "gel-meğ + iy-orum" biçiminin, biçimbilim ve ses bilgisi gereği kaynaşmışı olan "gelmiyorum" biçimi pek doğaldır. 2) Adların sonunda görülen olumsuzluk ilgeci de birinci maddede anlattığımız "Ünlü + Z"den başka bir şey değildir. Sanıldığı gibi "siz, süz..." değildir. Bu biçimi nasıl aldığını kısaca anlatalım. Örneğin : "Evsiz, parasız, susuz, ormansız, kitapsız, odasız..." gibi sözcüklere bakılınca olumsuzluk ilgeci olarak "siz, sız..." gibi bir biçim görünüyor ve bu ek her sözcüğün sonunda aynı işlevi yapıyor. Ancak "ev, para, su, orman, kitap, oda..." sözcüklerini ele alınca düşünülmek gerektir ki örneğin "evsiz" demek, "ev yok" demek değildir, "evi yok" demektir. "Parasız", "para yok" demek değil "parası yok" demektir; öbürleri de böyledir. Bu durumda "ev + i", "para + sı", "su + yu", "orman + ı", "kitap + ı", "oda + sı" sözlerinin sonlarındaki "i, sı, yu, ı, ı, sı" imleri neyi imler (işaret eder)? Görülüyor ki herhangi bir sözün olumsuz biçimini yapmak için öncelikle o sözün gösterdiği şeyin, bir özne ya da nesneyle sahiplendirilmesi gereklidir. O sözün gösterdiği anlam, sahipsizse onu önce sahiplendirmek, yani (sahip anlamına olan) "is" ile birleştirmek gerektir. Şimdi : &nbs |