![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Dilbilim
>>
Dilbilimsel Savyazılar -
Türkçe'de
Birleşik Eylemler ile Anlam Kaymaları |
![]()
![]()
|
|
|
TÜRKÇE'DE BİRLEŞİK EYLEMLER İLE ANLAM KAYMALARI Bu yazıda üzerinde duracağımız konu Türkiye Türkçesi'nde birleşik eylemler ile anlam kaymalarıdır. Bir dilbilgisi konusu üzerinde yazmak, okuyuculara bir edebiyat konusu, bir edebi yapıt ya da ilgi çekici başka bir güncel konuyu izlemek kadar zevk vermeyebilir. Ancak, dilbilgisinin, dilin kuru bir kurallar bütünü olarak değil de biçimden anlama uzanan çok yönlü ilişkilerin, dil ile düşünce arasındaki sağlam bağlantının, dilin anlatım gücündeki enginlik, zenginlik ve güzelliğin, konuşma ve yazma sanatındaki yaratıcılık ve inceliğin ayarlayıcısı olduğu dikkate alınırsa, bu konudaki değerlendirmeler başka bir anlam kazanır. Dilin matematiği sayılan dilbilgisi konuları da ilgi duyanlara zevk verebilir. Çünkü Türkçe, kurallarındaki düzenlilik kadar yaratma gücündeki estetik değerler açısından da çok verimli bir dildir. Her dilde olduğu gibi bizim dilimizde de kök diye adlandırdığımız ana dilden gelme temel sözcük sayısı oldukça sınırlıdır. Bu bakımdan zaman içinde beliren yeni gereksinimleri, yeni kavramları karşılamak ve söz varlığını genişletip zenginleştirmek için, dilimiz, düzenli birtakım yollara başvurmuştur. Bunlar: 1.Türetme 2. Birleştirme 3. Kalıplaşma 4.Yabancı dilden sözcük alma (alıntı sözcük = Lehnwort ve yabancı sözcük = Fremdwort biçiminde) yollarıdır. Bunlar içinde “türetme” ve “birleştirme” dilimizin en işlek yenisözcük yapma yollarıdır. Bilindiği gibi türetmede, bir sözcük kök ya da gövdesi ile bir türetme ekinin birleşerek eskisinden farklı anlamda yeni bir sözcük ortaya koyması söz konusudur: kol+luk, boya+cı, öz+lü, seç-im, yak-ış-ık+lı gibi. Birleştirme yoluyla sözcük yapımıysa bir sözcükle bir eki değil, iki ya da daha fazla sözcüğü yan yana getirerek eskisinden farklı bir kavrama karşılık olabilecek yeni bir sözcük ortaya koymaktır. Birleştirme yoluyla ad da eylem de yapılabilir. Adların birleştirilmesi yoluyla yapılan birleşikler “birleşik ad”, (çocuk bahçesi, kitap dolabı, salkım söğüt, aslanağzı, babayiğit, turnagagası “bitki”, kaynana vb.) diye adlandırılır. Birleşik eylemlere gelince : Bunlar, bir adla bir yardımcı eylemin ya da iki ayrı eylem biçiminin ya da ad soylu bir ya da birden çok sözcükle bir temel eylemin birleşmesinden oluşan ve tek bir kavrama karşılık olan eylem türleridir: yardım et-, dikkat et-, iyi ol-, meşgul ol-, mecbur kıl-, kabul eyle-, görebil-, yazıver-, bakakal-, almış ol-; göze gir-, gözden düş-, gözden sürmeyi çek- gibi. Birleşik eylemleri, taşıdıkları birbirinden ayrı yapı ve anlam özelliklerine göre kendi içinde dört alt sınıfa ayırmak olanaklıdır :
Anlam Kaymasına Uğramış ve Deyimleşmiş Olan Birleşik Eylemler : Dilimiz anlam kaymasına uğrayarak kaynaşıp kalıplaşmış birleşik eylemler açısından çok zengindir. Dildeki sayıları altı binin üstündedir. Taşıdıkları özel anlamlarla söz varlığımıza büyük bir zenginlik katmışlardır. Anlam kaymasına uğramış birleşik eylemler, gramer yapıları bakımından öteki birleşik eylemlerden ayrılan bazı özellikler taşır. Bunların belirli şekil kalıpları vardır. Yüzyıllar boyunca şekilden anlama uzanan özel nitelikte birer değişme sürecinden geçmişlerdir. Onların bu özelliklerini şekil yapılarından başlayarak açıklamaya çalışalım: Anlam kaymasına ve kalıplaşmaya uğramış birleşik eylemler, biçimce, bir ad ve bir yardımcı eylemle kurulan birleşik eylemlere benzerler. Ancak, onlardan ayrılan yönleri, eylemden önceki ad ögesinin sabit kalmaması, yalın olarak kullanılabildiği gibi bir ad kümesi durumunda da bulunabilmesi ve işletme ekleriyle genişletilebilmesidir. Bu özelliği dolayısıyla, eylemden önce gelen ad ögesi, eyleme bir özne, bir nesne, bir yer tamlayıcısı ya da zarf göreviyle bağlanabilmektedir. Ayrıca, eylemden önceki ad ögesi birden çok da olabilmektedir. İşte böyle bir birleşme biçiminin verdiği esneklik, birleşiği benzetmeler, mecazlı kullanışlar ya da somutlaştırma yoluyla anlam kaymasına elverişli duruma getirmiştir. Anlam kayması yoluyla oluşmuş bulunan birleşik eylemleri, eylemden önce gelen ad ögelerinin sayısına göre: I. Tek ögeli kalıplaşmış birleşik eylemler, II. İki ögeli kalıplaşmış birleşik eylemler, III. Üç ögeli kalıplaşmış birleşik eylemler olmak üzere bir ön sınıflandırmadan geçirebiliriz. Bunlardan her birinin alt kümelerini, birleşiğin ad ögesiyle eylem ögesi arasındaki birleşme özelliklerine bakarak şöyle bir sınıflandırmadan geçirebiliriz:
1. Özne+eylem bağlantısıyla birleşenler: Bu alt kümedeki birleşiklerde eylemden önce gelen ad ya da ad kümesi eyleme, ya yalın durumda ya da iyelik eki alarak bağlanmıştır. Bu durumda, birleşik eylem içindeki ad ya da ad kümesi eylemin öznesi gibidir: Karın acık- (karnı acık-), ders al- "ibret almak", ilham al-, bet beniz at-, surat as-, kafası bozul-, eli ayağı çözül-, dili dolan-, gözü dön-, içi geç-, kanat ger-, yüreği hopla-, uykusu kaç-, canı yan- vb. 2. Nesne+eylem bağlantısıyla birleşenler: Bu alt kümede eylemden önceki ad ya da ad kümesi, eyleme bir nesne bağlantısıyla bağlanmıştır: Can at-, bayrak aç-, iç aç-, kucak aç-, mendil aç-, savaş aç-, akıl al-, boyunun ölçüsünü al-, gönül al-, yakışık al-, kazık at-, şafak at-, sinek avla-, işin aslını astarını anla-, bel bağla-, parmak bas-, pabuç bırak-, diş bile-, yüz bul-, boyun bük-, vb. Bunlar yanında aç ağzını yum gözünü örneğinde görüldüğü gibi, eylemin nesneden önce geldiği yerler de vardır. 3. Yer tamlayıcısı+eylem bağlantısıyla birleşenler: Bu alt kümede, eyleme bağlanan ad yönelme, bulunma ve çıkma durumu ekleri alabildiği için bir yer tamlayıcısı niteliğindedir: Denize açıl-, içine akıt-, avuç içine al-, dilinden anla-, baştan at-, çözüme bağla-, ağzına bak-, kolayına bak-, bağrına bas-, dibe bat-, göze bat-, canından bık-, elden bırak-, bir kaşık suda boğ-, göze çarp-, hesaba çek-, kabuğuna çekil-, Arap saçına çevir-, çileden çık-, baştan çıkar-, canına değ-, dişe dokun-, suya sabuna dokunma-, dut yemiş bülbüle dön-, birbirine düş-, korkuya düş-, feleğin çemberinden geç-, başına gel-, insafa gel-, ipe sapa gel-, çıkmaza gir-, zora koş-, ağızdan kaçır-, altta kal-, rafa kaldır-, ayağa kapan-, etliye sütlüye karışma-, cana kıy-, ipten kazıktan kurtul-, yakasına sarıl-, yük altına sok-, kapana tutul-, yuvadan uç-, açığa vur-, pusuya yat- vb. 4. Zarf+eylem bağlantısıyla birleşenler: Bu alt kümedeki kalıplaşmalarda, eylemden önceki ad eylemin zarfı görevindedir: Kabak çiçeği gibi açıl-, kan ağla-, alttan al-, kesip at-, körü körüne bağlan-, dik dik bak-, ağır bas-, özenip bezen-, yüzüstü bırak-, fırsat bil-, dallanıp budaklan-, boş bulun-, gelip çat-, yüz akıyla çık-, elden ayaktan düş-, boş geç-, görüp geçir-, görmezden gel-, yüz yüze gel-, başı boş gez-, eli boş git-, dikine git-, yerinde gör-, aç kal-, apışıp kal-, yürekten inan-, köşe bucak kaç-, şaşırıp kal-, at oynatmaya kalk-, direnmeye kalk-, kısa kes-, taş kesil-, üstü kapalı konuş-, yürekten paylaş-, sarpa sar-, el üstünde tut-, deliksiz uyu-, alıp ver-, boş ver-, kulak ver-, ekmek elden su gölden yaşa-, kelle koltukta yaşa-, alıp yürü- vb. 5. Eylem+özne+eylem bağlantısıyla birleşenler: Bu türlü kalıplaşmış birleşiklerde, buyurum (emir) kipi biçimindeki eylemin önde ve sonda yinel (tekrarlı) olarak kullanılmasıyla anlam kayması daha da güçlendirilmiştir: Uç baba torik uç, gel keyfim gel, ye kürküm ye gibi. Yorgan gitmek kavga bitmek deyimi de buna yakın bir biçimdir. II. İki Ögeli Kalıplaşmış Birleşik Eylemler: Bu kümeye giren birleşiklerde, eylemden önceki ad ögeleri birden çok olabilir. Buna göre bu kümedeki alt kümeler şöyle gösterilebilir: 1. Özne+nesne+eylem bağlantısıyla birleşenler: İçi kan ağla-, eteği zil çal-, kan gövdeyi götür-, kendi kendini kemir-, ağzı lâf yap-, yangın bacayı sar-, eli silâh tut- vb. 2. Özne+yer tamlayıcısı+eylem bağlantısıyla birleşenler: İş (işi) baştan aş-, el (eli) kana bulaş-, kanı tepeye çık-, yumurta kapıya dayan-, el ayağa dolaş-, atı alan Üsküdar’ı geç-, söz ayağa düş-, iş dayıya düş-, başı dara gel-, canı burnunun ucuna gel-, keyfi yerine gel-, yakayı ele ver-, post elden git-, gözü arkada kal-, gözü yolda kal-, ayağı yerden kesil-, yer yerinden oyna-, evdeki pazar çarşıya uyma-, dünya başına yıkıl- vb. 3. Özne+zarf+eylem kuruluşunda olanlar: Gözü fal taşı gibi açıl-, gerisi vız gel-, benzi uçup git-, işi yolunda git-, gözü dışarı kay-, ayağı buz kes-, sözü kısa kes-, dumanı baştan tüt- vb. İki ögeli kalıplaşmalarda, biçem (üslûp) özelliği ve anlamdaki etkiyi artırmak amacıyla özneyle ikinci öge durumundaki sözcükler yer değiştirebilir. Bazan de özne kullanılmayabilir. Böylece, nesnenin, yer tamlayıcısının ve zarfın öne geçtiği kalıplaşmalar oluşur. Şimdi bunlardan da birkaç örnek verelim: 4. Nesne+özne+eylem kuruluşunda olanlar: Ağzını bıçak açma-, ağızdan çıkanı kulak işitme- (ağzından çıkanı kulağı duyma-), yüreğini dehşet kapla-, yüreğini korku sar-, kafayı katır tep- gibi. 5. Nesne+yer tamlayıcısı+eylem kuruluşunda olanlar: Aklını başından al-, gemi azıya al-, kelleyi koltuğa al-, işi inada bindir-, başını taşa çal-, ekmeğini taştan çıkar-, altını üstüne getir-, dişini tırnağına tak-, dizgini elden kaçır-, öfkeyi tepeye sıçrat-, aklını başına topla-, dizginini elinde tut-, ortalığı velveleye ver-, turnayı gözünden vur- vb. 6. Nesne+zarf+eylem kuruluşunda olanlar: Ağzını hayra aç-, gözü dört aç-, ayağı (ayağını) denk al-, işi kestirip at-, kendini ateşe at-, kılı kırk yar-, ağzını bir karış açık bırak-, işi tadında bırak-, kendini yiyip bitir-, meydanı boş bul-, yüzü kara çıkart-, ana avrat düz git-, dünyayı ayağa kaldır-, ortalığı kasıp kavur-, ayağını yorganına göre uzat-, kaleyi içten fethet-, kaleyi içten yık- vb. 7. Yer tamlayıcısı+özne+eylem kuruluşunda olanlar: Başa (başına) iş açıl-, gözünden uyku ak-, ağızdan (ağzından) yel al-, işin içinde bir bit yeniği bul-, zihinde şimşek çak-, her kafadan bir ses çık-, yanaktan (yanağından) kan damla-, başına taş düş-, yüreğine korku düş-, canına ot tıka-, tepesine gök yıkıl- vb. 8. Yer tamlayıcısı+nesne+eylem kuruluşunda olanlar: Başına dert aç-, başına iş aç-, ağızdan lâf al-, burnundan kıl aldırma-, öküz altında buzağı ara-, ortada bir şeyler dön-, havanda su döv-, ağzında bir şey gevele-, kulağına kar suyu kaç-, canına can kat-, yoluna baş koy-, aklına turp sık-, ağzına kilit vur-, elinden ekmek ye- vb. 9. Yer tamlayıcısı+yer tamlayıcısı+eylem kuruluşunda olanlar. Örnekleri çok sınırlıdır: Zihinden bir yana git-, kuvveden eyleme çıkar- (geçir-), renkten renge gir-, kalıptan kalıba dön- vb. 10. Yer tamlayıcısı+zarf+eylem kuruluşunda olanlar: Akıldan silip at-, komşunun malına (tavuğuna) yan gözle bak-, yere sağlam bas-, ecelin koynundan sıyrılıp çık-, etrafta (etrafında) dört dön-, içine kurt düş-, burnundan fitil fitil getir-, gözüne hoş görün-, havada sallanıp kal-, kalaysız tencerede kavur kavur kavur- vb. 11. Zarf+nesne+eylem yapısında olanlar: Beş kuruşun hesabı için kırk takla at-, çul üstünde kir görünce baygınlık geçir-, boş yere emek harca-, yüz bulup astar iste-, çayı görmeden paçayı sıva-, ağzı ile kuş tut-, nabza göre şerbet ver-, bir taşla iki kuş tut- vb. 12. Zarf+yer tamlayıcısı+eylem kuruluşunda olanlar: Altından girip üstünden çık-, hıh deyip burnundan düş-, yer yarılıp içine gir-, topal eşekle kervana karış-, öpüp başına koy-, nalıncı keseri gibi kendini yont- vb. 13. Zarf+zarf+eylem kuruluşunda olanlar: Doluya koyup alma- boşa koyup dolma-, bir elle verip bir elle geri al-, ince eleyip sık doku-, kendi başına ayakta dur- vb. 14. Eylem+nesne+eylem kuruluşunda olanlar. Bu kümedekiler sayıca pek sınırlıdır: Al takke ver külâh, al abdestini ver pabucumu vb. III. Üç Ögeli Kalıplaşmış Birleşik Eylemler Bu kümeye girenler; yukarıda gösterdiğimiz eylemden önce gelen ve onun anlamını etkileyen özne, nesne, yer tamlayıcısı ve zarf gibi ad ögelerinden üçünün yan yana gelmesiyle oluşan birleşiklerdir : Anasından emdiği süt fitil fitil burnundan gel- (ya da anasından emdiği sütü fitil fitil burnundan getir-), elini sıcak sudan soğuk suya sokma-, ayağını yere sağlam bas-, saça sakala (saçına sakalına) ak düş-, şeytana pabucu ters giydir-, sol elden sağ ele destek kalma- vb. Deyimleşmiş birleşik eylemler üzerinde yüksek lisans tezi hazırlamış ve bu eylemlerin bir dizelgesini (listesini) çıkarmış olan Deniz Öztürk1, yaptığı taramalara dayanarak bu türlü eylemlerin sayısının 6223 olduğunu belirtmektedir. Bu kalıplaşmalarda 846 adet eylem temel anlamı dışında kullanılmıştır. Bu da demektir ki, yukarıda sıraladığımız örneklerde de görüldüğü üzere, aynı eylemle birden çok sayıda kalıplaşmalar gerçekleşmiştir. Deniz Öztürk’e göre söz gelişi gel- eylemi 192, düş- eylemi 187, var- eylemi 176, kal- eylemi 170, al- eylemi 144, tut- eylemi 110 farklı kalıplaşma yani anlam değişmesi geçirmiştir.2 Bu durum, çeşitli yönlerde anlam kaymasına uğramış olan eylemlerin, Türkçe'nin sözcük dağarcığını zenginleştirme ve anlatım gücünün sınırlarını alabildiğine genişletme açısından ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan somut bir kanıttır. Kalıplaşma yoluyla oluşan birleşik eylemlerin tek ögeli olanları 5700; iki ögeli olanları da 517 dolayındadır. Üç ögeli olanların sayısı bunlara oranla oldukça düşüktür. Kalıplaşmış Birleşik Eylemlerin Anlam Yapısı Yukarda anlam kayması yoluyla kalıplaşan birleşik eylemlerin gramer yapılarını açıklamaya çalıştık. Şimdi biraz da bu birleşiklerdeki anlam kaymasının nasıl gerçekleştiğini belirtmeye çalışalım : Türkçe biçimbilgisinde ve eklerinin kullanılışında, yeni görev dallanmalarına elverişli bir yapı özelliği taşıdığı gibi, anlambilgisi açısından da yeni gelişmelere olanak veren bir esnekliğe sahiptir. Bunların dışında Türkçe'nin bir öbür yanı da anlatılması güç birtakım soyut kavramların karşılanışında, somuttan soyuta yönelme eğiliminin ağır bastığı bir dil olmasıdır. Türkçe bu temel özelliği dolayısıyla, pek çok soyut kavramı, somut nesnelere benzetme ya da somut olaylardan yararlanma yoluyla karşılamıştır. Bu yol, daha çok soyut kavramı; baş, kaş, göz, kulak, burun, el, diz, ayak gibi vücut organları ile yapılan hareketlerle anlatma ya da dış dünyadaki elle tutulur, gözle görülür çeşitli somut olaylara benzetme biçiminde kendini göstermiştir. Soyut bir kavramın karşılanabilmesi için somut bir örnekten hareket edilerek; benzetmeli, mecazlı kullanımların benimsenmiş olması, ister istemez o somut anlatımın uzun zaman içinde bu özel kullanım biçiminden kaynaklanan bir anlam kaymasına uğratmıştır. Böylece, anlamca birbirinden farklı yeni kavramlara karşılık olan birleşik eylemler ortaya çıkmıştır. Bunu bir iki örnekle açıklamaya çalışalım : Sözgelimi çamur at- birleşik eylemi, somut anlamda birinin üzerine çamur atmak demektir. Ama bu eylem benzetme yolu ile bir insanı, sanki üzerine çamur atmış gibi kirletmek, lekelemek anlamında kullanılmaya başlayınca anlam kayması yoluyla kalıplaşmış bir birleşik eyleme dönüşmüştür. İnce eleyip sık doku-“ bir şeyi en ince ayrıntısına varıncaya dek araştırmak” ( O her zaman ince eleyip sık dokuyan bir insandır.), gözü fal taşı gibi açıl- “hayrete düşmek, hayretten donakalmak” (Kendisine anlatılan korkunç olaylar karşısında adamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.), mekik doku- “bir iş için çok gidip gelmek” (Genel Müdür iki dev firma arasındaki anlaşmayı mekik dokuma yöntemiyle sağlayabildi.), pabuç bırak- “taviz vermek” (Bende eksik eteğe pabuç bırakacak yüz var mı be! H. Taner, Keşanlı Ali Destanı, 61), dilde (dilinde) tüy bit- “bir görüşü kabul ettirmek için defalarca söylemek; tekrar etmekten usanç gelmek” (Onlara bu işin nasıl başarılabileceğini defalarca anlatmaktan artık dilimde tüy bitmişti.), kapıya dayan- “tehdit etmek, gelip çatmak” (Ufuk’un ufak tefek, yamru yumru rençper babası, öğretmenin kapısına dayandı. S. Çokum, Rozalya Ana, 100), defterini dür- “hesabını görmek, öldürmek” (Adamın defterini dürmüş hâlâ inkârda direniyor.) gibi örneklerde de birleşik eylemler somut anlamdan ve somut olaylardan soyut anlatıma yönelen gelişmelerle birer kalıplaşmış eyleme dönüşmüşlerdir. Buna karşılık gözden düş- "sevgi ve ilgiyi kaybetmek", göze gir- "birinin sevgi ve ilgisini kazanmak", gözü dön- “aşırı öfkeyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek”, göz dik- “bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak", kem gözle bak- “biri hakkında iyi şeyler düşünmemek, onu hor görmek” , kucak aç- “birini himayesine almak, yardım etmek, kol kanat germek”, ayak dire- “inat etmek, bir şeyi yapmakta ya da yapmamakta ısrar etmek”, küçük dilini yut- “hayretten donakalmak, şaşırmak, hayret içinde kalmak”, elden ayaktan düş- “kendi işini yapamaz duruma gelmek", içi kan ağla- “belli etmeden derin bir üzüntü çekmek” birleşik eylemlerindeki anlam kaymalarında da insan organlarının elle tutulur, gözle görülür somut hareketlerinden yararlanılmıştır. Pire için yorgan yak- "küçük bir menfaat için büyük zarara girmek", bir taşla iki kuş vur- “girişilen bir hareket, bir teşebbüs sonunda iki ayrı güzel sonuç almak", sudan çıkmış balığa dön- “içinde bulunduğu durumu yadırgamak, çok şaşırmak”, şamar oğlanına dön- "herkesin kolayca çattığı, hıncını kendinden aldığı bir insan olmak”. Kabak çiçeği gibi açıl- “utangaçlıktan normal davranıştan sıyrılarak, birdenbire serbest ya da pervasız davranmaya başlamak” örneklerinde de tam bir benzetme yapılarak yine bunların gerçek anlamları dışındaki mecazlı kullanışları etken olmuştur. Kalıplaşmış birleşik eylemlerde, bazan birleşiğin ad ögesi bir dereceye kadar kendi anlamını korumuş, eylem ögesi anlam kaymasına uğramıştır: Kavga çıkar- "kavga etmek", dile düş- “biri hakkında dedikodu yapılmak, kötü şeyler söylemek”, pusuya düşür- “birine pusu kurarak saldırmak, kötülük etmek", göğüs geçir- "derinden iç çekmek" gibi. Daha yukarıda sıralanan örneklerde görüleceği üzere, öbür bir kısım birleşiklerde ise, birleşiğin tümü birden anlam kaymasına uğramıştır: Başını taşa çal- “bir olaydan dolayı kendine ya da başkasına çok öfkelenmek” (Bu gün olanları duyunca başımı taşlara çaldım ama faydasız. (K. Tahir, Devlet Ana, 152), etekleri zil çal- “fazlasıyla sevinmek, çok sevinmek” (Çocuklarının başarısından annelerinin etekleri zil çalıyordu.), birini cebinden çıkar- “kıyaslanan kişiden çok üstün olmak” ( Baksana bana! Senin gibilerin on tanesini cebimden çıkarırım.), havanda su döv- “boşuna emek vermek, boşuna uğraşmak”, ocağına düş- “birine sığınmak, birinden yardım istemek”, hapı yut- “aldanmak, kötü bir duruma düşmek, güç bir durumda kalmak” gibi. Dilimizin eylem dışındaki öteki deyimlerinde olduğu gibi, kalıplaşmış birleşik eylemlerde de gerçekleşmiş toplumsal olaylardan, bir öyküden ya da eski geleneklerden kaynaklanan kalıplaşmalar da vardır: Abayı yak- "birine vurulmak, âşık olmak”, pabucu dama atıl- “değeri düşmek, itibarı kalmamak", altından Çapanoğlu çık-, baklayı ağzından çıkar- "gizli tutulan, açıklanmak istenmeyen bir şeyi sonunda açıklamak” gibi. Sizlere, anlam kayması yoluyla oluşmuş birleşik eylemleri, yapıları ve temel özellikleriyle kısaca açıklamaya çalıştım. Yapılan açıklamaların ortaya koyduğu üzere, dilimiz anlam kayması ve kalıplaşma yoluyla bir yandan sözvarlığını alabildiğine zenginleştirirken bir yandan da mecazlı ve sanatlı kullanım yolu ve somuttan soyuta uzanan bir gelişme yöntemiyle kendi anlatım gücünü çok yüksek bir düzeye ulaştırabilmiştir. Somut benzetmelerle eylem kümelerine yeni yeni anlamlar yükleyerek ve karmaşık soyut kavramları kolayca karşılayabilme özelliği dolayısıyla da, deyim yerindeyse edebî yapıtlarda olduğu gibi dilimizde de doğal bir sehl-i mümteni (kolay gibi görünüp de aslında söylenmesi güç olan söz sanatı)’nın gizli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır sanırız! Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türkçe'miz her türlü bilim, kültür ve sanat gereksinimini karşılayabilecek bir yapı ve işleyiş özelliklerine sahiptir. Yeter ki onun değerini bilelim ve Atatürk’ün de daha 1930 yılında “Türk Dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin.” sözleri ve güçlü bir önseziyle dile getirdiği üzere, ona bilinçli olarak sahip çıkabilelim...
Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ |