Türkbilim >> Dilbilim >> Yabancı Dilde Eğitim Yanılgısı - Yabancı Dil Öğrenimi ve Yabancı Dilde Eğitim

Türkbilim

Türkbilim

 

 

 

YABANCI DİL ÖĞRENİMİ ve YABANCI DİLDE EĞİTİM

         Ülkeler arasında sınırların kalktığı, rekabetin hızlandığı, iletişim araçlarıyla anında her noktasına ulaşılan dünyamızda yabancı dil öğrenmenin gerekliliğini ve zorunluluğunu hiç kimse yadsıyamaz. Çünkü bu küreselleşen ve küçülen dünyamızda kişiler arası ilişki konuşarak ve yazışarak sağlanır. Bu da karşılıklı ortak dille gerçekleşir. Ancak dünyadaki 195 ülke ve Hindistan gibi kimi ülkelerde bölgesel konuşulan çok sayıda dilin tümünü öğrenmek ve bunlarla iletişimi sağlamak olanaklı olmadığına göre her ulus kendine uygun, öbür uluslarca da bilinen bir ortak haberleşme aracı bulmalıdır. Bu rekabet ortamında dünyada yalnız kalmamak, gelişen teknoloji ve tecimin (ticaretin) dışında kalmamak, gönençten (refahtan) pay için dünyaya açılmak zorunludur. Bunun için bütün bireylerin olanaklıysa iki, üç, beş yabancı dil öğrenmesi gerekir. Ancak bu arada kendi öz dillerini, benliklerini, kültürlerini ve tarihsel birikimlerini de yitirmeden çağa ayak uydurmaları gereğini unutmamalıdırlar. Tersi durumda bir ulusun yok olması günümüzde daha kolay gerçekleşir.

         Her ülkenin yurttaşları kendi öz dillerini geliştirirken bir yandan da öğrendikleri dillerle çağa ayak uydurmalıdırlar. Dünyada en yaygın kullanılan dillerden birkaçını ya eğitim kurumlarında ya da dilin konuşulduğu ülkelerde öğrenmelidir. Doğrusu eğitim kurumlarında öğrenmedir.

          Birleşmiş Milletler ve dünya istatistik kuruluşlarının verilerine göre dünyada yaygınca kullanılan dilleri kullanış alanı ve amacına göre üç bölüme ayırabiliriz :

         1) Dünyada en çok nüfusça ana dil olarak kullanılan diller.

         2) Dünyada en geniş coğrafi alanda kullanılan diller.

         3) Dünyada bilim ve teknoloji alanında tecim (ticaret), haberleşme ve bilgi alışverişinde yaygınca kullanılan diller.

          Birinci kümedeki diller açısından sıralama Çince, Hintçe, İngilizce, Türkçe, İspanyolca, Rusça, Arapça ve öbürleri; ikinci kümeye göre sıralama İngilizce, İspanyolca,  Türkçe, Arapça, Çince, Hintçe; üçüncü kümeye göreyse sıralamada başlıca Batı Avrupa Dilleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Rusça yer almaktadır. Pasifik devletlerinden Japonya'nın, hızla gelişen Çin'in dili de yakın bir gelecekte bu kümede yer alacaktır. Türkçenin de bu kümede yer almasını sağlamak gerekir.

          Bu durumda tecimsel (ticari), bilişimsel, teknolojik ve bilimsel düzeyde çağı yakalamak için öğrenmede öncelik son kümedeki dillere verilmelidir. Ülkemiz ayrıca konumu gereği Arapça, Rusça ve Japoncayı da bir yana bırakmamalıdır.

         Bu dillerden özellikle her üç kategoride ilk sıralarda yer alan İngilizce sürekli genişleyerek dünyada en çok kullanılan eğitim, bilim ve haberleşme dilidir. Öyleyse ilk öğrenilecek yabancı dil tartışmasız İngilizce olmalıdır. Ancak İngilizce öğretilirken öbür yabancı diller bir yana bırakılmamalıdır. Özellikle ikili ilişkiler açısından öbür yabancı dillerin de öğrenilmesi önemlidir. Bir ülke ve o ülkenin halkıyla en verimli ilişkinin kendi ana diliyle olacağı unutulmamalıdır. Ülkemizde bu gün öğretilen yabancı diller ile oranları, % 85 İngilizce, %7-8 Almanca, %4-5 Fransızca olarak ortaya konulabilir. Ayrıca tarih ve Türk Dili bölümlerinde de Arapça, Farsça, Osmanlıca öğretilmektedir. Çok küçük oranda da olsa İtalyanca, Rusça, Japonca ve eski diller de ek olarak öğretilmektedir.

          Ülkemizde dil öğretimi ve öğrenimine her zaman önem ve öncelik verilmiştir. Ancak bu alanda başarılı mıyız? Buna olumlu yanıt vermek zordur. İzlenen yol uygun ve ülkemiz için yararlı mıdır? Yanılgıları, eksiklikleri ve tartışılacak yönleri vardır. Öğrenim çağındaki gençlerimizin yüzde kaçına yabancı dil öğretebiliyoruz? Bunların tartışılması gerekir.

         Yabancı dil öğretimindeki yöntem yanlışlığının, bize göre birincisi yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde eğitimi karıştırmamızdır. Belki de bunda bizi ve eğitim tasarılarını yanıltan sonuçların görünümünü ve veriliş biçimidir. Toplumumuzdaki genel kanı şudur: "Bir yabancı dili öğrenmek için o yabancı dilde eğitim yapan, yani eğitim dili yabancı dil olan okulda okumalıdır." Belki de yalın yaklaşımla neden-niçin ilişkisine girmeden bu sonuç doğru görülebilir. Ancak bu sonuç doğru da olsa kanı ve görüş yanlıştır. Görüşümüze göre öğrencilerimize ve gençlerimize yabancı dil öğretmeliyiz. Ancak bütün eğitim-öğretim kurumlarımızda eğitim-öğretim dili kesinlikle kendi resmi dilimiz, ana dilimiz Türkçe olmalıdır. Tersi durumda dilimiz çağa ayak uyduramaz, gelişmelerin dışında kalır, teknolojik ve bilimsel terimler halkımızca kavranamaz. Birey duygu, düşünce ve hayallerini en kolay ancak kendi ana diliyle ifade edebilir. Atasözleri, özdeyişler, sevgi ve üzüntüler en iyi ancak ilk ifade edildikleri dillerde anlaşılır. Yabancı terim ve kavramların Türkçesini öğrenmeyen, bunların günlük yaşamında kullanmayan ve anlam bağıntısı kuramayan gençlerimiz ezberciliğe yönelir. Ne kadar zeki olursa olsunlar o konuya düşünceyle katkıda bulunamazlar. Bilim üretmeleri de çok zor olur.

         Ulus olarak binlerce yıllık tarihimizle ve tarihte kurduğumuz devletlerle övünürüz. Buna karşılık ulusumuz ve ulusal kültürümüzün sürmesinde en etkili öge olan dilimizi çoğu kez önemsemeyiz ya da dilimizin doğal olarak kuşaktan kuşağa aktarılacağını sanırız. Kendini "milliyetçi" sayanlarımız bile atalarımızın yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmasıyla övünür. Eski aydınlarımız Arapça, Farsça, Osmanlıca, Fransızca yazarken bugünküler İngilizce'ye isteklidir. Eski iletişim ve haberleşme araçları sınırlı olduğundan, halkımız ve dilimiz etkilenmiyordu. Bu günkü iletişim teknolojisiyle en küçük etki ve yanılgı bile en ıssız köşelere ulaşmaktadır. Tarih boyunca yüzlerce dil ve ulusun yok olduğu düşünülürse günümüzde bir dilin yok olması çok daha kolay olur.

         Ülkemiz için önemli bir sorumluluk da var. Sovyetlerden bağımsız olan Türk Cumhuriyetleri ve Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, İran, Irak ve Suriye'deki Türkler gelip Türkiye'ye öğrenim görmek, Türkiye Türkçelerini geliştirmek istiyorlar. Bize Türk dünyasının önderi olarak bakıyorlar. Gelenlere biz nasıl "Bizde eğitim İngilizce" ya da "İyi okullarımızda İngilizce" deriz? Bir Almanın ifadesiyle, “Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a dek yaygın biçimde kullanılan” bir dünya dilini, nasıl böyle “Eğitim ve bilim dili olamaz!” diye bir yana atarak İngilizce eğitime yönelebiliriz?

         Yabancı dil öğretmek için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. Avrupa Birliği’nde 20-24 yaş arası gençlerin % 83'ü en az bir yabancı dile egemen, bu daha yaşlılarda % 50 dolayında. Belçika, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa'da bütün ilk ve orta öğretim ile bilimkent (üniversite) öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Başka bir örnek, nüfusu yalnızca 10 milyon olan Macaristan'da bütün okullar Macarca, tek bir bilimkent (üniversite) 1991 sonrası İngilizce açıldı ancak öğrencileri yabancı. Macarca, ülke dışında hiçbir ülkede kullanılmamasına karşın her konuda çok sayıda Macarca betik (kitap) basılıyor ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. Yayımlanan savyazıların (makalelerin) ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde eğitim yapıyor. Yani her ülke kendi dilinde eğitim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel değil.

         Ülkemizdeyse ne yazık ki anaokulundan başlayarak yabancı dilde eğitim yapan okullar açılıyor. Yabancı dilde eğitim yapan okulların ülke düzeyinde hızla yayıldığını görüyoruz. Salt İstanbul'da İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca eğitim yapan orta dereceli okulların sayısı 150'nin üzerinde. Bütün ülkedeyse özel okulların sayısı 1995 yılı itibariyle 871'dir. Önlem alınmaz ve sınırlamaya gidilmezse bilimkentlerimiz de (üniversitelerimiz de) bu yanlış yola girer. Eğitim çağında 15 milyon nüfusun tümünü böyle özel okullara göndermemiz olanaklı olmadığından (14.300.000. toplam öğrencinin yalnızca 200.000'i özel okullara gidebilmektedir.) istem de sürekli kamçılandığından ne yazık ki en seçme, başarılı öğrenciler "Robert Kolej, Galatasaray Lisesi" başta olmak üzere yabancı dilde eğitim yapan okullara gönderiliyor ya da bu okulları tercih etmeye zorlanıyor. Yabancı dilde eğitim yapan bilimkentler (üniversiteler) için de aynı durum sözkonusu. Böyle olunca bütün bu üstün yetenekli, çalışkan, seçme öğrencileri alan okullar hem yabancı dilde hem de öbür sosyal ve fen derslerinde daha başarılı oluyorlar. Bu sonuç da biraz önce değindiğimiz genel kanıyı oluşturuyor. Oysa önemli olan, bir öğretim kurumunun hangi yüzde diliminden öğrenci aldığı ve bu öğrencileri hangi yüzde diliminden mezun ettiğidir. Mezunlar ilk yüzde diliminden daha başarılı yüzdeye yerleştirilebiliyorsa o kurum başarılıdır. Bu savımızı daha birçok somut örnekle desteklemek olanaklıdır.

         Bilimde başarılı olmak için bu özel okul ve bilimkentler (üniversiteler) koşul değildir. Buna bir çarpıcı örnek olarak kendi yetiştiğim ortamı, öğretmen okulu ve yüksek öğretmen okullarını vermek istiyorum. Öğretmen okullarında hiç yabancı dil okutulamazdı. Ancak yüksek öğretmen okulu mezunları, en başarılı bilim adamlarının arasına girdi.

         Bu durumda yabancı dilde eğitim yapan okullar olmadan yabancı dil nasıl öğretilmelidir? Her konuda olduğu gibi bu konuda da dünyadaki örnekler ve deneyimlerden yararlanılmalıdır. Bizim bir zorluğumuz da Batı Avrupa dillerinin Ural-Altay dil kümesinde yer alan Türkçeden çok farklı dil yapısı ve dil kurallarına sahip olmasıdır. Bizim için İngilizce öğrenmek, kuşkusuz bir Alman, bir İtalyan ya da İsveçlinin öğrenmesinden çok daha zordur. Ancak bunun anlamı biraz daha çok çaba ve çalışma demektir. Yabancı dili herkes öğrenebilir yeter ki yöntemi ve öğreticisi iyi seçilebilsin.

         Bir öğrenci bilimkentten (üniversiteden) mezun oluncaya dek 1000-1200 ders saati yabancı dil dersi alıyor. Buysa haftada 20 saat olarak 60 haftaya ya da iki eğitim-öğretim yılına karşılık gelir. Bu kadar büyük zaman israfı ve kaynak ayırımına karşın sonuç ortada. Bu durumda başka bir yol ve yöntem bulunmalıdır. Öğrenciye yoğun biçimde ve daha kısa sürelerde yabancı dil öğretilebilmelidir. Bu öğretim salt yabancı dilin öğretildiği, başka hiçbir dersin verilmediği hazırlık sınıfları biçiminde olabilir. Yaz aylarında yaz okulları, yoğun yabancı dil kursları biçiminde olabilir. Ortaokul ya da bilimkent (üniversite) hazırlık sınıfları, öğrencileri yaşama bir yıl geç başlatacağı için özellikle bizim gibi yoğun nüfus baskısı olan, öz kaynakları sınırlı ülkeler için çok pahalı ve lükstür. Büyük kaynak israfı demektir. İsteyen yabancı dil öğrensin dersek, bu kez de kolaycılığa kaçan, işin önemini bilmeyen çocuklar, yaşları gereği, seçmeli olan dersi seçmez. Yabancı dil hazırlık sınıfından sonra yabancı dil kullanılmazsa bu kez de hızla unutulur. Öyleyse ne yapmalı, kimlerle, hangi yöntem ve tekniklerle yabancı dil öğretilmelidir?

         1. Yabancı dil dersi verecek gerçekten yabancı dil bilen çok sayıda öğretmen en iyi biçimde yetiştirilmeli.

         2. Bu öğretmenler her ilde belirli okullarda toplanmalı. (Birkaç küçük il için bir merkez olabilir.)

         3. Bu merkezler kapalı devre televizyon yayını, video ve benzeri gereçle donatılmalı ve sürekli işlevleri yalnız yabancı dil öğretmek olmalıdır.

         4. Bu merkezden yararlanacak okullar, öğrenci sayıları ve bölgeler bakımından saptanmalı. Bölgedeki her öğrenci, en az bir ay, bu yabancı dil öğretim merkezlerine gelebilmeli. Gerekirse okulların yaz tatilleri bu merkeze göre ayarlanmalı. Bu merkeze gelen öğrenciler geceli gündüzlü yabancı dil öğrenmeli, konuşmalı, her tür teknikten yararlanmalıdır.

         5. Anadolu Liseleri, Fen Liseleri gibi liselerle öbür özel lise konumuna girmek isteyen liselerde bütün dersler Türkçeye çevirilirken özel zorunlu yabancı dilde fen ve yabancı dil de sosyal dersler (haftada 3-4 saatle) yabancı dilde bilim terimlerinin kullanımı ve çevirisi meslek öğretmenlerince "Mesleki Yabancı Dil" olarak sürmelidir.

         6. Yabancı dil öğreniminde bir yol da İngiltere, Amerika ve Almanya'da yaygın olduğu gibi gezimsel (turistik) yerlerde çalışan dil öğretim merkezleridir. Özel girişimin bu kadar geliştiği ülkemizde özel kesimin ataklığından yararlanılabilir.

         7. Yabancı dil öğreniminde geçerli olan bir yol da dilin konuşulduğu ülkeyle doğrudan bağlantı kurmak, o ülkeyi gezmek ya da o ülkede belirli bir süre oturmak, çalışmak, öğrenim görmektir. Bu yol en hızlı, işlevsel yabancı dil öğrenme biçimidir. Bu da ülkelerarası gidiş dönüşle olanaklıdır. Yabancı dilin daha geniş kitlelerce konuşulduğu ülkelerde kısa ve uzun süreli bir başka ülkede çalışma ve yaşama yaygındır. Yine örnek olarak Avrupa Birliği ülkelerinde 5 milyon işçi anayurdu dışında çalışmaktadır. Her iki Alman'dan biri, her üç İngiliz'den biri her yıl yurtdışına çıkmaktadır. Bu Belçika, Hollanda, Danimarka için % 100'lere ulaşmaktadır. Topluluk içinde sınırlar ve gümrükler kalkmıştır. Her ülke komşu ülkenin televizyonunu izleyebilmekte, radyosunu dinleyebilmektedir. 80 bin kişi her gün işe gitmek için sınır geçmektedir. Yabancı dil öğreniminde çok etkili olan bu yoldan ülkemiz insanının yararlanması bulunduğumuz coğrafi konum nedeniyle oldukça zordur. Yabancı ülkede çalışan birinci kuşak işçilerse basit temel eğitimi bile alamadıklarından bulundukları ülkenin dilini öğrenememişlerdir.

         Sonuç: Türkçemizin gelişmesi, öbür Türk Cumhuriyet ve topluluklarınca yeğlenmesinin artırılması için, bilimsel ve teknolojik gelişmenin ulusça anlaşılması, izlenmesi için eğitim-öğretim dili kesinlikle Türkçe olmalı, ancak yabancı dili de herkese öğretebilmeliyiz.

    Prof. Dr. Mehmet DOĞAN