![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Dilbilim
>>
Yabancı Dilde Eğitim
Yanılgısı -
Uluslararası
Bilim, Ulusal Eğitim Dili |
![]()
![]()
|
|
|
ULUSLARARASI BİLİM, ULUSAL EĞİTİM DİLİ Son yıllarda Türkiye’de dış ülkelerde çok yadırganan yeni bir eğitim düzeni ortaya çıkmıştır. Bin dokuz yüz ellilerde bir iki çekirdek kuruluşla başlayan bu gelişme birden hızlanmaya, bütün eğitim düzenini sarmaya başlamıştır : Kendi ulusal diliyle değil yabancı dille eğitim yapmak. Bu değişik düzenin, başka ülkeleri geride bırakacak nitelikte, dünya çapında ileri bir atılım mı yoksa tarihte eşine az rastlanmış büyük bir aldanmaca eseri mi olduğunu incelemek zamanı gelmiş bulunuyor. Ulusal dil yerine yabancı dili geçirmeye, yani birçok ya da bütün dalları kendi dilinde hiç öğretmeden, yalnız yabancı dille öğretmeye kısaca yabancı eğitim diyeceğiz. Yabancı eğitim için kimi nedenler gösteriliyor ya da kamuoyunda üzerinde çok düşünülmemiş kimi izlenimler yaratılmış bulunuyor. Bu izlenimler nelerdir? 1. “Bilim uluslararasıdır. Uluslararası bilim dili de İngilizcedir. Bu durumda eğitimi İngilizce yapalım.” yanılgısı. Bilimin uluslararası olan yanı yöntemleridir. Ancak hangi konuda araştırı yapılacağı, ne üzerinde çalışılacağı, yani bilimin amaçları, erekleri (hedefleri) ulusaldır, toplumsaldır, kişiseldir. Bilim, kişinin doğayla etkileşiminden ortaya çıkar. Doğa sınırsız, kişiler ve toplumlarsa sınırlı olduğundan her ülkede bilimin o dönemdeki sınırları, o ülke bilimcilerinin düşün, istem ve kültür yapısına, o ülkenin kendine en çok gereken konu ve uygulamalarına göre genişler. Onun için, bugün fen dallarında bile bir Fransız moleküler dirimbilimi (biyolojiyi), bir Amerikan fiziğini, bir Alman kimyasını, başka ülkelerin dirimbilimi, fiziği, kimyası yanında ayırt etmek, bir biçem (üslup) ve yön ayrıcalığını sezmek olanaklıdır. Bu biçem ve erek farklarını yaratan o ülkelerin kültürleridir. Bu ülkeler arasında yoğun bir bilim özgeliği yarışması da vardır. Bir bilimci, kendisi tanımlayıp çıkardığı bilimsel sorunlar –ki bilimsel yaratıcılık bu sorun bulma ve tanımlamayla belli olur- üzerinde araştırı yapar. Başkalarının amaç, erek ve düşünceleri arkasından yürüyerek, başka bir ülkenin bilim ve araştırı çarkının bir dişi durumuna gelmek, taklitçilik, modacılık, kopyacılıktan ibaret kalır. Bir ülkenin sanatında olduğu gibi, etkinlik türü olarak ona çok benzeyen temel biliminde de uluslararası bir varlık gösterebilmesi için, seçtiği araştırı dalları, geliştirdiği kuram ve düşün dizgeleriyle kendine özgü bilim ekolleri kurması gerekmektedir. O bilim dalında o ulusal kültürün izi bulunur. Bu da bütün bilimcilerinin yalnızca dış ülkelerde yetişmesi, öğrencilerinin oralarda doktora yapması, yalnız yabancılarla yabancı dilde etkileşimde bulunmasıyla olmaz. Yaratıcılık; kişinin, toplumun ve ulusun en derinliklerinden gelen bir güçtür. Bu gücün gelişmesindeki en önemli bir etkense kişiliğin ve kültürün derinliklerinden gelen serbest çağrışımı sağlayacak olan ana dildir. Ayrıca fen bilimlerinde bile bugün değişik ulusal dillerin önemi, savaş sonu yıllarına göre artmaktadır. 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, on yıl kadar kısa bir süre, İngilizce, Amerika’nın savaş sonu dünyasında edindiği özel durum dolayısıyla önem kazandı. Ancak 1960’lardan sonra ekonomik güçle birlikte bilim üstünlüğü de yine Almanya, Fransa, Çin, Japonya, Rusya gibi çeşitli ülkelere kaymaya başladı. Bugün Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Japonca, Rusça, Çince, İbranice çıkan bilimsel dergilerin sayısı git gide artmaktadır. Eylül 1974’te Meksika’da, konuşmaların yalnız İspanyolca ve Fransızca olarak yapıldığı, bu yazarın da yeni kuramlarını orada bu dillerde sunduğu, bir uluslararası kuramsal kimya kurultayı toplandı. Uluslararası Kimya Birliği’nin yakınlarda yayımladığı bir İngilizce, Japonca, Almanca, Fransızca, Rusça kimya sözlüğüne bakılacak olursa pek çok bilim terimlerinin bütün dillerde (dördü aynı Hint-Avrupa temel dil kümesinden olmasına karşın) ayrı ayrı olduğu görülür. Dış ülkelerde edindiğimiz izlenim, en çok Türkiye’de duyduğumuz, “Dünya dili İngilizce olacak.” Sözünün savaş sonrası bir Anglo-Sakson propaganda ve söylencesi (efsanesi) olduğu yönündedir. Sayın Profesör Sevim Tekeli’nin bir konuşmasında belirttiği gibi, Avrupa, Ortaçağlarda “uluslararası” bir Latinceyle bilim yapmaya çabalamış, ancak Yeni Doğuş’ta (Rönesans’ta) ulusal dilleriyle çalışmaya başladıktan sonra bilimde yaratıcılığa geçebilmiştir. Ondan önce İslam dünyasının bilimsel yapıtlarının Latinceye çevirilmesi ve ezberlenmesiyle yetinmek zorunda kalıyordu. Bilimci, başka ülkelerle karşılıklı düşünce alışverişi yapabilmek için birkaç yabancı dili, o bilime yetecek kadar, elbette bilmelidir. Ancak öncelikle yaratıcılığının temel aracı olan kendi dilinde düşünebilme yeteneğine sahip olmalıdır. 2. “Çocuğumuz yabancı dil öğrensin. Onun için yabancı okula gitsin.” yanılgısı. Bu, özellikle son yirmi yılda, kamuoyunda yayılmakta olan bir yanılgı eseridir. Yabancı dilin, başlı başına yabancı dil derslerinde, özel yöntemli, görsel-işitsel dil kurslarında öğretilmesi gerekirken Türkiye’de yeni ve çok verimli yabancı dil öğretme yöntemleri uygulanmamış; onun yerine sayısı gittikçe artan okullarda, birçok ders Türkçe yerine İngilizce olarak verilmeye başlanmıştır. Bu, Osmanlı Devleti’nin son döneminde misyoner okullarında uygulanmakta olan yoldu. Bilimsel eğitimsel bir temeli olmadığı gibi, bugün sömürgelerde bile benzeri hemen hemen kalmamıştır. Hindistan Hintçeye dönmek çabası içindedir. Son yıllarda ABD ve öbür ülkelerde bir yabancı dilin, birkaç ayda öğrenilmesini sağlayan, yoğun “doyurma” yöntemleri geliştirilmiştir. Böyle birkaç ayda yabancı dil öğretme olanağı varken kendi ulusal ve resmi dilimizin bir yana atılması, ancak dış güçlerin destekleyeceği bir kültür yıkma ve uzun erimli (vadeli) dışa bağlama politikası sonucu olabilir. 3. “Uluslararası bilimkent (üniversite) olacak; Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinden yabancı öğrenciler gelecek.” sözü. İleri ülkelerin okullarına dışarıdan yabancı öğrenciler gelir. Bunların birazı, belirli yeni uzmanlık dallarını öğrenmeye, pek çoğu da (özellikle geri ülkelerden gelenler) bir özenti havası içind belirli bir ereği (hedefi) olmadan gelmiş ya da gönderilmişlerdir. Ancak her ülke, yabancı öğrencilere kendi kültürünü tanıtmaya ve üstelik aşılamaya, kendisine hayranlık besleyen o ülkede ileride önderlik durumuna gelecek kişiler yetiştirmeye çalışır. Bunun için kendi öğrencilerinden kıstığı olanakları, yabancı öğrencilere ayırmak özverisinde bulunur. Ancak, kendi öğrencilerinden yüzbinlerce kişi bilimkentlere (üniversitelere) girecek yer bulamazken Türkiye’de yabancı öğrencilere Anglo-Sakson dil ve kültürünü vermek için bir fedakarlık yapılması, üstelik bunun için ulusal dil ve kültürde eğitimin kaldırılması inanılacak şey değildir. Gerçekte, kurulmuş olan böyle bir bilimkent (üniversite) Ortadoğu ülkelerinde Türkiye’ye, yirmi yıldır hiçbir önderlik kazandırmamış; yalnızca ulusal dil ve kültürde eğitim yerine yabancı eğitimin Türk kaynaklarıyla Türkiye’de yapılmasına bir bahane oluşturmuştur. Uluslararası bir bilimkent (üniversite) düşünce ve ülküsü çok soylu ve ileridir. Bununla birlikte uluslararası nitelik ancak çeşitli uluslar ve kültürlerle sağlanacak karşılıklı ve çok yönlü ilişkilerle olur. Bir tek, Türkçe yerine her şeyin İngilizce yapılması, Almanya’da, Fransa’da, Türkiye’de iyi yetişmiş bilimcilerin, “İngilizce olarak okumamışlar.” Diye öğretim üyeliğine alınmamasıyla uluslararasıcılık olamaz. Bugün, yalnız adı ve bütçesinin büyük bölümü Türkleşmiş olan Robert Kolej’in (Boğaziçi Üniversitesi) bir “İngiliz Dili ve Edebiyatı” bölümü vardır ancak bir Fransız, Alman, Çin, Arap, Fars, Rus, Türk, İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümleri yoktur. Yönetim bilimleri, toplumsal bilimler, insani bilimler yalnız İngilizce olarak verilmektedir. Osmanlı tarihi bile, o devletin baş düşmanı İngilizlerin ağzından, İngiliz betiklerinden (kitaplarından) ve İngilizce olarak okutulmaktadır. Böyle bir eğitimde hiçbir uluslararası anlayışın genişliğini sezemiyoruz. Tersine, Türk yurdunda Türkçeyi yasaklayacak, Türkçeden söz etmeyi şuç sayacak kadar bir dar görüşlülükle karşılaşıyoruz. 4. “Kendi dilini kullanmak, geliştirmeyi istemek Şövenlik; İngilizceyle eğitimi insancıllık ilericilik sayma” yanılgısı. Bugün özellikle dış ülkelerde bir çevre sorunu dikkatleri çekmektedir. Teknik tek yönlü gelişirse doğanın zarar gördüğü, çevre kirlenmesiyle hem insanın hem öbür canlı türlerinin zarara uğradığı anlaşılmıştır. Bu arada kimi canlı türler soylarının tükenmeye başladığı görülmüş, bu türleri korumak, doğaya yitirtmemek için önlemler alınır olmuştur. Doğadaki her canlı türün, doğaya ve dolayısıyla da insana bir varsıllık (zenginlik) kattığı bilinci uyanmıştır. İnsanlığın, insanlık kültürünün varsıllığı da onun içindeki çeşitli toplumların, ulusların değişik kültürleriyle oluşur. Her dil, her değişik kültür ve düşünce biçimi, insanlığa ayrı bir katkıda bulunur. Batı kültüründe bir teknik dal gelişmiş olabilir, Doğu’da insancıllık üstün çıkabilir. Gerçek insancıllık, insan kültürlerinin her birine yer vermek, her birini korumak, bağımsız gelişmesini, serpilmesini sağlamaktır. Gerçek insancıllık, bir kültürün öbürünü ezmesi, onu boğup yok etmeye çalışması ve bunu ilerleme, kalkındırma maskesi altında yapması değildir. Kişinin, öbür kültürlerin iyi yanlarını takdir ettiği gibi kendi kültürüyle de ilgilenmesi en temel hakkıdır. Şövenlik; kişisel, toplumsal ve ulusal bağımsızlık ve onuru korumak değil şövenlik başka bir kültür ezip yok etmeye çalışmak, üstelik anlamadığı bir kültürü küçük görmektir. Anglo-Sakson dünyası bu anlamda şövendir. Asya’da, iki Amerika kıtasında birçok kültürü yok etmeye, ezmeye çalışmıştır. Türk Dili’ni yok etmeye çalışanlar yaban şövenleridir. Dünya kültürleri arasında Türk kültürünün de kendine yaraşır biçimde yaşamasını istemek, gerçek insancıllıktır. Biz Türk aydınları, Türk bilimcileri, insanlığa eşit haklarla, eş onurla katılacağız. Eğitimimiz yabancı kültür ve amaçlara hizmet eden, yalnız taklitçiliğe ve uydurukçuluğa yol açan bir eğitim düzeni olmayacaktır. Türk aydını kendi eğitimine, kendi dil, kültür ve onuruna, kendi bağımsızlığına sahip çıkmasını bilecektir.
Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU |