Türkbilim >> Dilbilim >> Yabancı Dilde Eğitim Yanılgısı - Yabancı Dilde Eğitim Üzerine

Türkbilim

Türkbilim

 

 

 

YABANCI DİLDE EĞİTİM ÜZERİNE

 Bir dilin yaşayabilmesinin temel koşulu eğitim dili olmasıdır. Ana dil başka eğitim dili başkaysa kendi toplumuna, kültürüne, değerlerine yabancı, geçmişiyle ilişki kuramayan bireyler yetişmesi beklenen bir sonuçtur. Üstüne üstlük resmi dil dışındaki başka bir dil eğitim dili olarak öngörülmüş ve ne yazık ki ülkemizde olduğu gibi bu ilkokul düzeyine kadar inmişse bir süre sonra o ülkenin ana dilinin yok olması kaçınılmazdır. Bu nedenle  bağımsız ülkelerin anayasaları, resmi dili aynı zamanda eğitim dili olarak güvence altına almış; resmi dil dışında eğitimi yasaklamıştır. Üstelik Avusturya, Hollanda gibi kimi ülkelerde yabancı öğrencilerin dahi farklı bir dilde eğitim görmeleri yasaklanmıştır.

Yabancı dilde eğitim Türkiye’nin geleceği için çok ciddi bir sorundur. Hiçbir bilimsel gerekçeye de dayanmamasına karşın özellikle İngilizceyle eğitim hızla yaygınlaştırılmaktadır. Kişi hangi dille eğitim almışsa o dilin ve o dile egemen kültürün önce hayranı, sonra savunucusu olur. Yabancı dilde eğitim; kendi ulusuna, ulusal değerlerine, ulusal hedeflerine uygun bireyler yetiştirmeyi hedeflemez. Tersine, dünya yurttaşı yutturmacası adı altında, kendi ulusal değerlerinden kopuk, egemen ülkenin bilimsel gelişmesine uşaklık edip küresel şirketlerin temsilciliğini yapacak  bağımlı  bir yarı aydın tipi yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu tür kişilerin, eğitimini aldığı dilin egemen kültürüne duygusal bakımdan bağlanmaları da kaçınılmazdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1954 yılına dek ülkemizde İngilizceyle eğitim yapan Türk okulu yoktur. Çünkü Atatürk, eğitim dilinin tümüyle Türkçe olmasından kesinlikle ödün vermemiş ve bu uygulamanın izlemcisi olmuştur. Türk’ün atası, ulusallığın temel gerekliliğini Türkçe eğitim olarak görmüştür. Bu gün geldiğimiz konumdaysa ne yazık ki yabancı dilde eğitim anaokulu düzeyine kadar içimize sokulmuştur. Buna bağlı olarak her alanda çok hızlı bir yabancılaşma söz konusudur. Okullarımız kendi değerlerine yabancı, ulusal kimliğinden utanan kuşaklar yetiştiriyor. Başta gezim (turizm) bölgelerimiz olmak üzere, sokaklarımızda, işyerlerinde, alışveriş merkezlerinde yabancı yazılardan geçilmiyor. Tıp dilinde Latince, bankacılıkta Fransızca, denizcilikte İtalyanca, hukuk dilinde Arapça, günlük dilde İngilizce bütün benliğimizi kuşatıyor. İlgili ilgisiz bütün alanlarda yabancı dil  bilmek koşul olarak öne sürülüyor.

         Akademik yükseltmelerde de İngilizce barajı konulmuştur. Bilimciler en verimli yıllarını bu barajı aşabilmek için yoğun İngilizce çalışmalarıyla geçirmekte, bilimsel çalışmalara yeterince zaman ayıramamaktadır. Böylesine bir zorlama dünyanın hangi ülkesinde vardır? Sözgelimi bir Alman ya da bir İngiliz bilim adamına bilimsel çalışmalarında Türkçe’yi mükemmel kullanmak zorundasın denilmekte midir? Hayır ! Kaldı ki bilim adamı mı yoksa çevirmen mi yetiştirilmek istenmektedir? Amaç bilimsel yayınları izlemeyi kolaylaştırmaksa bilimsel içerikli bütün yabancı yapıtlar  anında Türkçe’ye çevirilerek, yalnızca bilimin değil Türk ulusunun da kullanımına sunulmalıdır. Bu herkese İngilizce öğretmeye çalışmaktan daha doğru, yararlı ve etkili bir yoldur.

         Dünyanın en saygın Türk bilim adamı olabilirsiniz, çalışmalarınız çığır açabilir, yapıtlarınız bütün dillere çevirilebilir ancak İngilizce bilginiz belirli düzeyin üzerinde değilse akademik kariyer yapamazsınız. Kaldı ki özgün bir buluş sahibi olsanız bile, bu çalışmanızı yabancı kökenli bir dergide yayınlatamamışsanız bunun puan değeri yoktur. Yani Türk bilim adamının Türk’e ve Türkiye’ye yönelik bilimsel çalışması bile öncelikle yabancı bir dergide yayınlanırsa puan değeri taşımaktadır. Oysa bilimsel çalışmalar stratejiktir. Kimi çalışmaların uluslararası kamuoyundan gizlenmesi de gerekebilir. Kaldı ki yabancıların diliyle ve yabancı yayın organlarında yayınlanan bilimsel çalışma, öncelikle yabancılara hizmet etmek değil midir?  Sonuçta, ne yazık ki kendi ülkesine de kendisine de yararı olmayan, yeterli bilgi aktarımından yoksun bir akademik kuşak yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

         Bir kişi en iyi kendi diliyle okur, yazar, düşünür, üretir. Bilimsel saptamalar kendi dilinden uzaklaştıkça üretkenliğin de düştüğünü, üstelik yok olduğunu göstermektedir. Kendi diliyle eğitim almadığı için yeterince düşünemeyen, düşünemediği için üretemeyen, ülkesinin üretimine katkı sağlayamayan ancak yabancı dili iyi konuşabilenlerin çoğu yabancı kökenli bir şirkete kapağı atmak, ya da yurtdışına gitmek isteğindedir.

         Yabancı dil öğrenmek başkadır; yabancı dilde eğitim başka. Bu ayrım çok belirgin biçimde yapılmalıdır. Derslerin yabancı dil konuşularak anlatılması, öğrencilerin yabancı dilde konuşması, yanıtlaması yabancı dilde eğitimdir. Kendi ders sınırları içinde, ülkenin gereksinimlerine göre belirlenmiş sayıda öğrenciye çeşitli yabancı dillerin öğretilmesi kuşkusuz ki yararlıdır. Ancak bundan önce her birey Türkçeyi yeterince öğrenmelidir. Yabancı dil öğrenmesinin nedeninin “Türkçenin yetersiz olması” olmadığını iyice kavramalıdır. Türk Dili’ni iyice özümsemelidir.

         Ülkemizde anaokulundan bilimkent (üniversite) sonuna kadar yabancı dil sözümona öğretiliyor. Bu insanlar iyi, pekiyi dereceler alıp sınıf geçiriyorsa ve sonuçta dil sınavlarında tümüyle başarısız oluyorlarsa okullarda verilen İngilizce dil öğretimi amacına ulaşmıyor demektir. Daha açık bir deyişle İngilizce öğretildiği koskoca bir yalandır. Yapılan, 150-200 sözcüğün ezberletilmesi, Türkçeye, dolayısıyla da kendi ulusal benliğine uzak bireyler yetiştirilmesidir. Oysa uzmanlaşmaya göre gerekli olan mesleki yabancı dil ya da diller, bütün ülkelerde olduğu gibi, kurslar aracılığıyla öğretilmelidir. Böylece örgün eğitim süresince derslere daha çok zaman  ayırma fırsatı sağlanmış olur.

         Yabancı dile bağımlılık sömürge psikolojisidir. Sömürgelerde efendilerin dilini bilmeyenler adamdan sayılmaz. Bu ülkelerde, sömüren ulusların dilini bilmeyen adama iş verilmez. Önemli üretim araçları, doğal kaynaklar ve temel kurumlar sömürgeci devletçe ele geçirilmiştir. Düşünmek, tasarlamak, üretmek, geliştirmek onların işidir. Sömürge aydınlarınaysa ancak buyrukları uygulamak, niteliksiz işlerle avunmak düşer. Sömürgeleşme yabancılaşmayı arttırmakta, yabancılaşma kendi değerlerinden uzaklaştırmakta, sömürene daha da yakınlaşmaktan başka bir alan bırakmamakta ve bu kısırdöngü bütün kaynaklarla birlikte insan kaynağının da yabancıların denetimine geçmesine neden olmaktadır. Tam bir kıskaç, tam bir kurt kapanı…

         Diline sahip çıkanlarsa aynı zamanda ekonomilerine sahip çıkanlardır, tarihlerine sahip çıkanlardır, soydaşlarına sahip çıkanlardır, konuştuğu dilin bilim dili  olması ülküsüne sahip çıkanlardır, ulusal geleceklerine sahip çıkanlardır. Daha da önemlisi,  ulusal onurlarına sahip çıkanlardır. Türk’e ve Türkiye’ye sahip çıkacaksak önce Türkçe’mize sahip çıkalım.

Harun DEMİRKAYA