![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Dilbilim
>>
Yabancı Dilde Eğitim
Yanılgısı -
Yabancı
Dilde Eğitime
Niçin Son Verilsin? |
![]()
![]()
|
|
|
YABANCI DİLDE EĞİTİME NİÇİN SON VERİLSİN ?
Bugün ülkemizde, en çok tartışılan konulardan biri; eğitim-öğretim dizgemiz (sistemimiz). Önüne gelen kendine göre demeç veriyor; konuşan konuşana, yazan yazana. Herkes, kendi alanında, büyük bir eğitim-öğretim uzmanı kesilmiş. Durum böyle olunca, demokrasiyle yönetilen ülkemizde, eğitim-öğretim izlencelerimiz (programlarımız) alt üst olmuş. Ulusal eğitim dizgemiz (sistemimiz), karalama tahtası gibi, yazılıp yazılıp çizilmiş. Ancak konu, bir türlü, doğru akağına girememiş. Sanırım, bu da, ulus olarak eğitim-öğretime duyarlı oluşumuzdan kaynaklanıyor. Şimdilerde tartışı zeminine oturan konuysa “Yabancı dilde eğitim yapılsın mı; yapılmasın mı?”konusu. Daha düne dek yabancı dilde eğitim yapılamaz diyenler, karşı yana geçtiler. Yine daha düne dek, ulusal ve manevi eğitimden söz edenler, şimdilerde başımıza Amerikancı kesildiler. Yok efendim Türkçe bilim dili değilmiş. Bilim ile teknolojiyi yakalamak için İngilizce bilmek gerekirmiş. Miş miş de miş. Konu üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek. Neyse, biz işi söz çatışmasına sokmadan, eğitim-öğretim sistemimizin kangren olmuş bir yarasına merhem olmayı ve bazı önyargısız önerilerde bulunmayı, kendimize kılavuz edinelim istedik.
“Atı alan Üsküdar’ı geçmiş.”
Bugün için, ulusal eğitim camiasında, yabancı dilde eğitim yapılsın mı; yapılmasın mı? sorusuna yanıt aranmakta ve bu konu çokça tartışılmaktadır.. Eğitimcilerimiz ile bilimcilerimiz, bu sorunun yanıtının ne olması gerektiğini tartışadursunlar ülkemizde, “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş.” deyimini doğrularcasına, yabancı dilde eğitim yapan okullarımız çığ gibi büyümüş ve bu büyüme ülke sınırlarının da ötesine taşmış bulunmaktadır. Bugün, yabancı dilde eğitim, bir üstünlükmüş gibi algılanmaktadır. Yine ülkemizde, bir yabancı dil bilmeyen, ikinci, hatta üçüncü sınıf yurttaş olarak görülmektedir. Ancak kimse, ana dili olan Türkçe’yi kötü konuşmasından ya da düşündüğünü doğru dürüst bir Türkçeyle anlatamamasından ötürü kınanmamaktadır. Maşallah, ülkemize gelen, bir İngiliz turist; yabancılık hissetmemekte, üstelik, kendini ülkesinde sanmaktadır. Köylümüzden kentlimize, çiftçimizden tecimcimize (tüccarımıza), öğrencimizden öğretmenimize herkes kendini İngilizce konuşmaya, konuşamıyorsa da öğrenmeye zorlamaktadır. Öz kültüründen kopma ve yozlaşmanın belirtileri olan davranışlardan biri de, yine kendini küçük görüp aşağılamaktır. Bir kişi kendini küçük görüp aşağılamaya başladığı an, başka tür yönelmelere doğru gitmeye mecburdur. İşte bu zorunluluğun sonunda, toplumumuz; kendinden üstün gördüğü Avrupa uluslarına benzeme özlemine kapılmaktadır. Kendi dilinden çok Avrupalının dilini konuşmaya çalışmak, işte bu özlemin açığa vurulma biçimidir. Bugün kimi köy kahvelerimizde bile, yeni yetişen genç kuşaklarımız, kendi aralarında, “Teşekkür ederim ya da sağol” yerine, “mersi” ya da “thank you” gibi söylemler kullanıyorlarsa, işte bu, kültür sömürüsünün ta kendisidir.
Yabancı dilde eğitim olur mu?
Yabancı dilde eğitim olur mu? Olursa, sonuç ne olur? Yabancı dilde eğitim kesinlikle olmamalıdır. Olursa, toplum kimliğini yitirir. Yabancı dil, yalnızca öğrenilir. Burada, hemen eğitim ve öğretim sözcükleri üzerinde biraz duralım. “Türkçe Sözlük”te bu iki sözcüğün karşılığı şöyle; Eğitim; Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki sözcüğün sözlük karşılıklarından da anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı iki ifadedir. Buna göre, bir ulusun benliğine ters düşmeyen bütün bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında uygulamaksa eğitimdir. Türkçe dersi, hem eğitim ve hem de öğretim dersidir. Ancak yabancı dil dersleri yalnızca öğretim dersleridir. Yabancı dil dersinin tek amacı vardır. O da, kişinin o dili düzgün ve güzel bir biçimde konuşmasını sağlamaktır. Yabancı dil öğrenen kişi, o yabancı dile mensup ulusların yurttaşları gibi düşünmeye yönelirse, o dilin öğretimini değil eğitimini yapmış olur. Konuya bu açıdan bakıldığında, yabancı dilde eğitim hiçbir zaman yapılmamalıdır. Ama yapılıyor ya da yapılmaya çalışılıyor.
Yabancı dilde eğitimi isteyenlerin amaçları nedir?
“Toplumumuz, bu duruma nasıl getirildi? Kimler getirdi? Amaçları nedir?” gibi sorulara yanıt aramak, kuşkusuz, özüne dönmek isteyen ve kimlik arayışına giren Türk gençliğinin birinci görevi olmalıdır. Biz burada bu sorulara kesin ve belirgin yanıtlar vermektense, konuyu yalnızca satırbaşlarıyla aralamayı, daha yararlı görmekteyiz. Yabancı dilde eğitimi hararetle savunanlar türlü amaçlar taşımaktadır. Ancak bunların başında sömürge zihniyetini yaymaya çalışanlarla bunun tecimini (ticaretini) yapanlar başta gelmektedir. Sömürge zihniyetini yaymaya çalışanlar, daha çok kendileri herhangi bir yabancı okulda öğrenim görmüş ve bu düşünceyi benimsemiş olanlardır. Kendilerini kültürlü sanan bu kişiler, kültür yozlaşmasının içinde olduklarının farkında bile değillerdir. Yabancı dilde eğitimden gelir sağlayan tecimcilerinse (tüccarlarınsa) ulusal kültürü ile öz benliğini yitirme gibi kaygıları yoktur. Onların gece gündüz düşündükleri tek şey cepleridir. Onlar vicdanlarının değil ceplerinin sesine kulak verirler. Bunların dışında yabancı dilde eğitimi savunan bir küme (grup) insan daha vardır ki, bunlar savundukları düşüncenin ne olduğunu bilmeden, sırf yeşillik olsun diye ortalıkta ahkam keserler. Bunlar, öbür iki küme gibi, bilinçli değillerdir. Günün ve kimi medyanın esintisine kapılmışlardır. Bunlara gerçekler anlatılsa, esintinin önünden kurtulup, hemen yana çekilirler. Peki ülkemizde yabancı dilde eğitim ne zamandan beri yapılıyor? Tarihteki Türk Devletleri’nde yabancı dil bilen kişiler yok muydu? Elbette vardı. Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde yaşayan bilimcilerin, her birinin en az iki yabancı dil bildiğini biliyoruz. Örneğin, daha 1070’li yıllarda yazılan Kutadgu Bilig’de Türklere yabancı dil öğrenmeleri öğütlenmiştir.
Ülkemizde, yabancı dilde eğitime, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, misyonerlik çalışmalarıyla başlanmış. Bunu çeşitli tarih betiklerinden (kitaplarından) öğreniyoruz.
Misyonerliğin özü; din. Araçlarıysa; yabancı dilde eğitim.
Özel bir görevle görevlendirilerek yetkili kılınıp yabancı ülkelere gönderilmek olgusuna misyon, bu amaçla gönderilen kişilere de misyoner adı verilmektedir. Misyonerliğin özü dindir. Misyonerlerin araçlarıysa okul, basımevi (matbaa), betik (kitap), sayrıevi (hastane) ve benzeri çağdaş kurumlardır. Hindistan’a 1793 yılında ayak basan William Carey, çağdaş misyonerliğin kurucusu kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu topraklarına ilk ayak basan Protestan misyonerse, 1815 yılında Mısır’a gönderilen İngiliz Church of Missonary Societ’e bağlı bir papazdır. 1880 tarihli Bartlett Raporunun ilk tümceleri (cümleleri) şöyledir; “ Misyonerlik çalışmaları açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.” 1901 yılında A.B.D. Devlet Başkanı seçilen Theodore Roosevelt, daha 1898 yılında şu tümceleri söylemiştir : “ Dünyada, herkesten önce ezmek istediğim iki güç; İspanya ve Osmanlı İmparatorluğudur.” Neden? Nedeni oldukça açık, A.B.D.’nin Güney Amerika anakarasındaki (kıtasındaki) egemenliğine karşı en büyük engel İspanyollardır. Avrupa, Afrika ve Asya’daki sömürgecilik etkinlikleri için engel olan güç, Osmanlı İmparatorluğudur. A.B.D, kendi dünya egemenliği için bu iki gücün, dünya tarihinden kaldırılmasını 19. yüzyılda hedeflemiştir. Tarih 1890 yılını gösterirken, İstanbul’da, misyonerce eğitimin ilk çekirdeğini 1871 yılında “Home School” adıyla açılan okulun oluşturduğu, İstanbul Kız Koleji (Costantinopole College for Girls) açılır. İstanbul Kız Koleji’nden ilk mezun olan Müslüman kız, Gülistan adında saraylı bir cariyedir. Bu okul mezunlarından Halide Edip Adıvar; “ Bu kolejin her şeyini seviyorum, seviyorum, seviyorum...” derken, okul yıllarını yaşar gibidir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sırasında, Halide Edip Adıvar’ın Amerikan mandalığını istemesi, okuduğu okulun etkisi olsa gerektir. İstanbul Kız Koleji’nin hemen ardından, Anadolu’nun ta içlerine dek (Elazığ, Erzurum gibi), kent ve ilçelerde, Amerikan Kolejleri açılır. Ayrıca Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi öbür Avrupa ülkeleri de, kolej açma yarışına katılırlar. Ülkemizde pek çok kez basılan Redhouse Sözlüğü’nün, 1983 yılı, Türkçe-İngilizce sözlüğü, 6. baskısının kapak sayfasında şu tümceler bulunmaktadır; “ İngilizce-Osmanlıca bir yapıt olan ilk Redhouse Sözlüğü 1856 yılında yayımlanmıştır.” Aynı sözlüğün ilk sayfalarında, sözlüğü hazırlayan Sir James Redhouse’ye (1811-1892) ilişkin bilgi verilirken şu tümcelere rastlıyoruz; “ Türk halkının İngilizce yapıtlardan daha rahat bir biçimde yararlanarak yayım hazırlayabilmeleri için, Türkiye’de oturan Amerikan misyonerlerine yardımda bulunmak amacıyla, 1860 yılında Londra’da bir kurul oluşturularak bu kurulun Redhouse’den, İngilizce-Türkçe ayrıntılı bir sözlük hazırlaması istenmişti. O sıralarda Londra’da oturan Newburyport (Massachusetts)’li bir Amerikalı olan William Wheelwright, sözlüğün derleme ve yayım giderlerini karşılamak üzere iki bin İngiliz lirası bağışlamıştı. İlk baskı tümüyle, yayımlama hakkı ve stereotip levhalarıyla birlikte, İstanbul’daki Amerikan Misyonu’na bağışlandı.”
Atatürk’ün, Yabancı Dil ile Eğitime karşı tutumu neydi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, Türk eğitim ve öğretiminin, yeni esaslara dayandırıldığını görmekteyiz. Atatürk’ün isteğiyle, 15 Temmuz- 15 Ağustos 1923 tarihleri arasında, Birinci Heyet-i İlmiye (Birinci Bilim Kurulu) adıyla, ilk Maarif Kongresi (Öğretim Kurultayı) toplanmıştır. 2. ve 3.sü, 1924 ve 1926 yıllarında yapılan kurultaylarla Türk ulusal eğitiminde, bir plan ve izlence (program) çerçevesinde düzenlemelere gidilmiştir. 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı “Maarif Teşkilatına Dair Kanun” (Öğretim Örgütüne İlişkin Yasa) uyarınca, “Türk Dili’yle ve bütün bilimsel konularla uğraşacak bir Dil Kurulu’nun kurulmasına” karar verilmiştir. 1924 yılından itibaren, azınlık okulları ile yabancı okullarda dinsel propaganda yasaklanmıştır. Okullarda bulunan haç, dinsel bediz (resim) ve heykellerin kaldırılması ve bu tür okullara, Türk kökenli bir müdürün atanması istenmiştir. Ancak bu isteklere çoğu yabancı okul yöneticileri karşı çıkınca, hükümetin kararlarına boyun eğmeyen, 50’ye yakın yabancı okul kapanmıştır. Atatürkçü geçinip de, bugün Atatürk’ün düşüncesine ters düşen yabancı dilde eğitimi hararetle savunan, sıkışınca alaycı tavırlarına bürünen, Türk toplumuna tepeden bakmaya alışmış, Türk kimliği taşımasına karşın öz benliğini yitirmiş sömürge aydınlarına, Atatürk’ün ulusal eğitim konusundaki çalışmalarını bir kez daha okumalarını öneririz.
Kapatılan Kolejler Yeniden Açılıyor...
Atatürk döneminde kapatılan yabancı okulların çoğu, 1947’den itibaren yeniden açılmaya başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda, bu okullara ek olarak, yabancı dilde eğitim-öğretim yapan, çok sayıda kolej açılmış ve bu kolejlerin adı, Anadolu Liseleri’ne dönüştürülmüştür. Günümüzdeyse yabancı dilde eğitim ve öğretimi esas alan Anadolu Liseleri’ne ek olarak, Süper Liseler ve kolejler açılmaya başlanmıştır. Bugün de bu girişim bütün hızıyla sürmektedir. Bugün, Kolej, Anadolu Lisesi ya da Süper Lise açmak, moda olmuştur. Artık bu tür okullar, az nüfuslu Anadolu köy ve kasabalarına varıncaya dek gelişme olanağı bulmuştur. Bütün bu okullarda (çok çok az sayıda Almanca ve Fransızca eğitim ve öğretim yapan bölümleri dışta tutulursa), eğitim ve öğretim genelde İngilizce olarak yapılır. İlk yılı hazırlık sınıfı olan bu okullarda; en önemli ders İngilizce’dir. Türkiye’deki yabancı dilde eğitim-öğretim yapan Anadolu Liseleri ve Süper Liseler yetmiyormuş gibi, 1989 yılından itibaren bağımsızlığına kavuşan Türk Ülkeleri’ne de İngilizce eğitim veren kolejler açılmaya başlanmış ve bunların sayısı çok kısa zamanda hızla artmıştır.
Yabancı dil öğretilmesine değil, yabancı dilde eğitime karşıyız!
“Bir dilin bir insan, iki dilin iki insan” demek olduğunu biliyoruz. Ancak, buradaki dil bilmek, o dili yalnızca öğrenmektir. Oysa ülkemizin, daha 11-12 yaşlarındaki, çocuklarına, dil öğretimi yerine, dil eğitimi verilmektedir. Zaten bugün dil öğretimi için hazırlanan bütün programlar, öğretim amaçlı değil eğitim amaçlıdır. Yani temel amaç öğretilen yabancı dilin kültürünü kazandırmaktır. Türk gençliğinin önüne; “Yabancı bir dili, ancak o dili konuşan yabancı gibi düşünüp yaşarsan öğrenebilirsin.” tezi sunulmakta “İngilizce öğrenmek istiyorsan İngilizce düşün.” (dolayısıyla bir İngiliz ya da Amerikalı gibi düşün) denmektedir. Türk çocuğu, İngilizce öğreneyim derken, farkında olmadan İngiliz kültürünü almakta ve bir İngiliz gibi düşünüp yaşamaya başlamaktadır. Kolejler, Anadolu Liseleri ve Süper Liseler de okuyan öğrencilerimizin velileri de, çocuğum daha iyi bir eğitim-öğretim alıyor diye övünmektedirler. Bu arada, çocuğunun kendi öz kültüründen yavaş yavaş koptuğunun farkında bile olmamaktadırlar. Burada, bu okullarımızda okuyan öğrencilerimizden kimi itirazlar gelebilir. Bazıları, ben kültürümden zerre kadar kopmadım diyebilir. Belki haklıdır. Ancak şurası unutulmamalıdır ki, istisnalar kaideyi hiç bir zaman bozmaz. Farkında olmadan yabancı kültürü benimseme durumunu, ben kendim İngilizce’yi öğrenmek için, hazırlandığım yıllarda yaşadım. Yoğun bir İngilizce çalışma temposu içindeyken, kendimi adeta bir İngiliz gibi hissetmeye başladım. Oturuşumda, kalkışımda, yemek kültürümde, çalışma düzenimde ve günlük yaşamımın her parçasında, farkında olmadan değişimler oldu. Neyse ki, yoğun yabancı dil eğitiminden çıktıktan sonra, özüme yavaş yavaş dönmeye başladım.
Peki, bundan sonra ne yapılmalıdır?
Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’nun Anadolu Liseleri’nde yabancı dilde eğitime son verilmesini öngören tasarısını, bir eğitimci olarak hararetle destekliyoruz ve uygulamanın zaman geçirilmeden başlatılmasını diliyoruz. Ancak bundan sonra şunların da yapılmasını istemekteyiz. Bir dil öğrenmek oldukça önemli. Ama nasıl öğrenmeli? Her şeyden önemlisi, yabancı dil öğreten bütün kurumların programları yeniden gözden geçirilmelidir. Ulusal kültürümüze ters düşen okuma parçaları yabancı dil öğretim kitaplarından çıkarılmalıdır. Öte yandan yabancı dil öğretimine başlamak için, Türkçe sınavı konmalıdır. Çünkü kendi dilini bilmeyen bir kişi, yabancı bir dili nasıl öğrenebilir? Kanımca bir ülkede, herkesin ana dili gibi başka bir dili bilmesi şart değil. Yine sormak gerek, Avrupa’nın hangi ülkesinde, ülkemizde İngilizce eğitim-öğretim yapan okullar kadar, Türkçe eğitim-öğretim yapan okul var? Yanıt : YOK! Peki, Amerikalı ya da Avrupalı, Türkçe öğrenmeye gereksinim duymuyorsa, bir Türk niçin İngilizceyi ya da bir başka Batı dilini öğrenmeyi gerekser duruma getiriliyor? Çünkü toplumu yönlendiren birilerinin sömürgeci zihniyet ruhlarına işlemiş. Bunlar kendilerini bağımsız düşünen bir Türk aydını yerine, sömürge aydını kabul ediyorlar. Ha bir de, bunun tecimini (ticaretini) yapan rantiyecilerin sözcülüğünü yapmayı bir meslek durumuna getirmiş olanlar da var.
Türkiye dışındaki Türk ülkelerinde açılan bütün kolejler ve Türk liselerinde, eğitim-öğretim dili Türkçe olsun. Bu okullarda, sömürge aydını yetiştirmeyi amaçlayan İngilizce eğitime artık son verilsin. Bugün 300 milyonu aşan Türk dünyası, kendi ana dili olan Türkçe’yi bırakmış, İngilizce öğreniyor ya da onlara bu zorla öğrettiriliyor, neden? Yakın gelecekte, kardeş Türk halklarıyla anlaşmak için ortak dil olarak, İngilizce ya da başka bir yabancı dil konuşursak bu insanlık adına utanılacak ve yadırganacak bir durum olacaktır. Ülkemizde yeni açılan bilimkentlerimizdeki (üniversitelerimizdeki) yabancı dilde eğitime son verilsin. Bu bilimkentlerimizde, yabancı dil öğreten bölümler kurulsun. Yabancı dil hazırlık sınıfları yerine, eğitim-öğretim süresince, not sisteminin uygulanmadığı yabancı dil öğretim kursları düzenlenip, isteyen öğrenciler bu kurslarda kendi bilim alanıyla ilgili herhangi bir yabancı dili öğrenebilsinler. Yabancı bir dilde eğitim yapılan bir üniversitenin tarih bölümünde, Türk bir hocanın Türk öğrencilerine Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini İngilizce olarak anlatması, ne kadar anlamsız ve gülünçse Coğrafya bölümünde Türkiye Coğrafyası derslerinin İngilizce olarak işlenmesi de, o kadar anlamsız ve gülünçtür. Milli Eğitim Bakanlığı ve yabancı dilde ilgili öbür eğitim kurumu yetkililerinden bir başka isteğimiz de şudur : Artık ülkemizde ve öbür Türk ülkelerinde, yabancı dilde eğitim-öğretime son verilmesini kesinlikle gerçekleştirsinler. Bu okullar; düzeyi çok yüksek, Türkçe eğitim-öğretim yapan kurumlar durumuna yükseltilsin. Bu istekler, kimlik sancısı çeken bir toplumun bireyi olarak, içten bir duygunun ifadesidir. Kısacası, yabancı dil öğrenelim, ama ulusal kültürümüzü de yitirmeyelim. Çünkü, kültürünü ve kimliğini yitiren bir ulus, başkalarınca yönetilmeye mahkumdur. Bağımsızlığın ve egemenliğin, en önemli koşulu da, ulusal kültürünü kazanmak ve öz kimliğine kavuşmaktır.
Prof.Dr. Ramazan ÖZEY |