![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Dilbilim
>>
Yabancı Dilde Eğitim
Yanılgısı -
Yeniden Öğretim
Birliği |
![]()
![]()
|
|
|
YENİDEN ÖĞRETİM BİRLİĞİ Ne yazık ki Türk ulusunun son yıllarda dil konusunda yeterince duyarlı olmadığını görüyoruz. Bunu anlamak için herhangi bir işlek cadde boyunca baştan aşağıya bir yürüyüşe çıkmanız ve işyeri adlarının ne kadarının Türkçe ne kadarının yabancı dilde olduğunu görmeniz yeterli. Bir de o Amerikan aksanıyla Türkçe konuşan radyo-televizyon sunucularına ne demeli? Son yıllarda İngilizce adla türeyen kimi dergi, gazete ve televizyonlar da cabası. Şimdi sizlere sormak istiyorum: İçinizden kaçı yabancı dilde bir gazete, TV ya da mağaza… adını görünce yadırgıyor? İşte bunu yadırgamıyor, buna alışmış olmamız ya da yeni açtığımız bir işyerine ad verirken yabancı dili yeğlememiz ya kendi dilimizden utanır duruma geldiğimizi ya da birtakım nedenlerden dolayı yozlaşmakta olduğumuzu göstermez mi? İşte bu nedenleri bulma noktasında, ortaokul, lise ve bilimkenti (üniversiteyi) Türkiye’de İngilizce okumuş olan bana göre, ‘yabancı dilde eğitim’i ciddi ciddi mercek altına almalıyız. Yabancı Dilde Eğitim mi? Yabancı Dil Öğretimi mi? Öncelikle yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek için ‘yabancı dilde eğitim’le ‘yabancı dil öğretimi’ni birbirinden ayıralım. Benim karşı olduğum ‘yabancı dilde eğitim’dir. Yani, ortaokul ve lisede matematik, fen gibi derslerinin; üniversitede bütün derslerin, teknik mühendislik derslerinden tutun da toplumsal felsefe, siyaset, tarih derslerine kadar, yabancı dille okutulmaya çalışılmasıdır. Ancak öbür yandan ‘yabancı dil öğretimi’nin çok daha sağlıklı verilmesini destekliyorum. Lise mezunu yurttaşlarımızın pek çoğunun en azından orta derecede bir yabancı dil bilmesini sağlayacak biçimde eğitim izlencemizin (programımızın) ve altyapımızın gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyorum. İşte bu noktada iyi bir yabancı dil öğrenmek için birçoklarımızın sandığı gibi yabancı dilde eğitim vermemeliyiz. Teknik dersleri anadilimizde değil de yabancı bir dilde verince daha iyi yabancı dil öğreneceğimiz düşüncesi yanlıştır. Tersine, bu uygulama yarar getirmediği gibi birçok da zarar getirmektedir. Yazının bundan sonrasında o zararları tek tek masaya yatıralım: Yabancı Dilde Eğitimin Zararları : Eğitimin niteliği düşüyor : Yabancı dilde eğitimle ilgili ilk sorgulanması gereken nokta, eğitim niteliğine etkisi. Yabancı dilde ders anlatmak ve anlamak elimizdeki eğitim kadrosunun da yetersizliğinden dolayı zor. Bugün yabancı dilde eğitim yaptığı savındaki (iddiasındaki) ortaokul ve liselerde bir gülünçlük yaşanmakta. Sınıfa gelen öğretmen Türk, çat pat İngilizce’si ya var ya yok; öğrencilerin tümü Türk, karşılıklı yabancı dilde ders işleme oyunu oynuyorlar. Sonuçta, asıl önemli olan, dersin içeriği tümüyle anlatılamıyor ve anlaşılamıyor. Bu durumda iki öneri çıkıyor karşımıza : Bir, yabancı dilde eğitimden caymak; iki, kullandığı yabancı dile daha egemen öğretmenleri görevlendirmek. Sanki ikinci öneri daha geniş kabul görüyor gibi ancak atlanan bir nokta var : Siz ne kadar yabancı dile egemen öğretmenler bulursanız bulun, hiçbir zaman kendi anadilinizdeki verimi yakalayamazsınız. Bu konuda Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu diyor ki : "Bir çocuğa kendi dilinde fiziğin derin kavramlarını anlatsanız anlamaz. Ona bir de yabancı dilde anlatmaya çalışsanız hiç anlamaz. Böylece ne fizik ne İngilizce öğrenebilir. O arada kendi dilimizi de unutur.” Dilin yozlaşıp kültür zedeleniyor : Yabancı dilde eğitimin bir başka zararı dilin, dolayısıyla kültürün yozlaşmasında önemli işlevi olmasıdır. Bir ulusun var oluş nedeni olan kültür birliğinin zedelenmesi için ilk önce dil yozlaştırılmalıdır. Bunun tarihte sürü sepet örneği var. Bu örneklerden bir ikisini anlatması için sözü Oktay Sinanoğlu’na bırakalım: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Atatürk’ün kurduğu Türk Eğitim Derneği’nin (TED) Yenişehir Lisesi’nde Türkçe eğitim alıp yabancı dil dersleriyle İngilizce’yi öğrenip ABD’ye gidiyor. Burada kendi ortaya attığı bilimsel savlarla (tezlerle) 26 yaşında dünyanın en genç profesörü unvanını kazanıyor. Dünya basını kendisinden "300 yıldır batının en genç profesörü" diye söz ediyor. Bakın o bu konuyla ilgili neler demiş: “Bakın tarihte Romalılar Keltlere ne yaptılar : Yıllarca savaştıktan sonra Keltleri öldürmenin gereksiz olduğunu düşünmüşler ve onlara dillerini unutturarak istediklerini yaptırmaya karar vermişler. (…) İngilizler İrlanda’da yıllarca benzer işler yaptıktan sonra Roma'nın marifetlerini çok iyi inceledikleri için 1890'da Yükseköğretim Kurulu diye bir kurul kurmuşlar. Başında da İrlanda’daki İngiliz Valisi. Bakın, İrlanda kökenli bir dostum var. Geçenlerde Türkiye'ye gideceğimi söylediğim zaman neler yapacağımı sordu. Ben de ders falan vereceğimi ancak derslerin İngilizce olduğunu söylediğimde yerinden zıpladı. ‘Ne? Bize yaptıkları o alçaklığı size de mi yapıyorlar? Bu, kültürel soykırımdır.’ diye bağırdı." Öğretim Birliği : Aslında çok uzağa gitmeye hiç gerek yok ki. Öğretim Birliği Yasası niçin çıkarılmıştı? Tanzimat sonrası Osmanlı’da durum neydi? Bir yanda tekke ve zaviyeler, dinsel eğitim veren kurumlar öbür yanda yabancı dilde eğitim veren ‘misyoner’ okulları. Bu iki ayrı kaynaktan yetişen iki ayrı aydın tipi : Birincisi, Osmanlı’yı geçmişe çekmeye meraklıdır, sözüm ona Padişahçıdır, Halifeliği savunur. İkincisi, körü körüne Batı hayranıdır, kendi ulusuna güvenmez, çözümü yabancıda arar. Hani şu ‘mandacılar’ işte. Bu iki aydın tipi birbirini yiyedursun o koskoca gemi, “Devlet-i Aliye-i Osmaniye” batmış, gitmiştir, sularda yitmiştir. Koca Osmanlı’nın çöküşünü çok iyi çözümleyen Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimde ikiliğe önlem olarak Öğretim Birliği Yasası’nı (Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu) uygulamaya koymuştur. Kendisinin bu konudaki duyarlılığını şu sözlerinde de görmek olanaklıdır: "Tanzimat döneminde sona eren Osmanlı Sultanlığı, öğretimin birleştirilmesine başlamak istemişse de bunda başarılı olamamış, tersine bu konuda bir ‘ikilik’ bile çıkarmıştır... İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Buysa duygu, düşünce birliğine ve dayanışma amaçlarına tümüyle aykırıdır." Bugün insanımızda dilini küçük görmenin, yabancı dile özenmenin, kendi dilinden utanmanın da kökünde bu neden yatar. Nasıl mı? İki tür öğrenci yetişiyor. Birincisi, yabancı dilde eğitim alarak öbürü yabancı dil dahi öğrenemeyerek. Doğal olarak, ikincisinde birinciye karşı bir özenme duygusu oluşuyor; birincisinde de bir üstünlük duygusu. Kısaca, yabancı dil ‘sınıf atlama aracı’ olarak görülüyor. Bu da gecekondu mahallesinden inip de kaset çıkaran Ahmet'in şarkı sözlerinde kendini gösteriyor. Ya da yeni açtığı işyerine İngilizce ad koyarsam daha gösterişli olur, diye düşünüyor kimi arkadaşlarımız. Bir bakmışsın bizim "Berber Halis" olmuş "Hair Designer Halis". Türkçe’nin Gelişimi Engelleniyor : Bu kadar mı yabancı dille eğitimin zararları? Öyle olsa Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Cavit Kavcar yabancı dilde eğitimin verdiği zararları bir solukta şöyle özetler mi: "İşin acı ve düşündürücü bir yanı da yabancı dilde eğitim yapan kurumlarda okuyan Türk çocuklarının Türkçeyi savsaklamaları, giderek unutmaları, özellikle yazılı anlatım yetersizlikleri içine düşmeleri ve kendi dillerini küçümseyip aşağılık görmeleridir. İşte en büyük tehlike de burada yatıyor. Anadilinin yetersiz olduğu inancıyla yetiştirilen bir genç, kendi diline ve kültürüne nasıl saygı duyacaktır. (...) Türkçe’nin bilim dili olarak yetersiz olduğu öne sürülüyor. Eksik yanları elbette vardır ve bu her dil için söz konusudur. Peki böyle bir durumda yapılması gereken şey dilimizi tümüyle bir yana atmak mıdır yoksa kendi olanaklarıyla onu geliştirmeye ve varsıllaştırmaya (zenginleştirmeye) çalışmak mı? Yetersiz ve eksik düşüncesiyle dilimizi kendi yazgısına bırakırsak Türkçe bir bilim ve kültür dili olarak nasıl ve ne zaman gelişecektir? İşte hiç düşünülmeyen ve gelecek açısından büyük tehlike oluşturan sorun burada.” Kısaca, yabancı dilde eğitimin sonucu şu : “Yabancı dilde eğitim ve onun süreği (devamı) olarak insanın öz benliğinden kopması, 'onlar' gibi olması, 'bizden' olmaması, kendine yabancılaşması'; 'onlar' gibi düşünmesi ve 'zamanı gelince', 'onlar'ın dediklerini yapması!” (Attilâ İlhan, 2 Ağustos 2000) Bu durumda yine de yabancı dilde eğitimde diretmek niye? Bunun kendi elimizle ipi kendi boynumuza geçirmek olduğunu görmüyor muyuz? Üstelik bir de Atatürk’ün koyduğu asıl hedef olan “çağdaş uygarlıklar düzeyinin üstüne çıkmak” için yabancı dilde eğitim olmazsa olmazdır, diyenler ne kadar büyük bir çelişkiye düştüklerinin farkındalar mı? Yabancı Dilde Eğitim Yerine Anadilde Eğitim: Yabancı dilde eğitimin zararlarını ortaya koyduk. Peki çözüm önerimiz nedir? Anadilde eğitime geçmek. İkiliği ortadan kaldırmak. Yeniden öğretim birliği. Yabancı dilde eğitim için harcadığımız enerjimizi, kaynaklarımızı yabancı dil öğretmeye aktarmak. Eğitim niteliğinin artmasından Türkçe’nin bilim dili olarak gelişmesine kadar birçok yararın kapısını açacak anahtar budur. Yine de yabancı dilde eğitim yapılmasında diretenler var. Diyorlar ki : “Atladığınız iki nokta var: Birincisi, ‘Anadilde eğitim için Türkçe kaynaklar yeterli mi? Yeterince çeviri var mı?’. İkincisi, ‘Bugün dünyada birçok yapıt ve araştırma İngilizce (ya da bir başka yabancı dilde) yayınlanıyor. Yabancı dilde eğitimi bırakırsak bu kaynakları nasıl izleyeceğiz? Dolayısıyla bilimi ve dünyayı nasıl izleyeceğiz?’ Şimdi de bu iki soruya yanıt verelim: Türkçe Kaynak ve Çeviriler Yeterli mi? Bugün yeterince Türkçe kaynak yoksa nasıl oluyor da Türkiye’nin en köklü ve seçkin okullarından İTÜ ve bölümlerinden Mülkiye yıllardır en başarılılar dizelgesinde (listesinde) hep tepelerde? Kaldı ki eli kalem tutan binlerce bilimcimiz var. Bunca değerli uzmanımız kaynak eksiğini gideremezler mi? Çok da iyi yaparlar o işi. Bugüne dek fırsat verildi de mi yapmadılar? Öyle olsa Dr. Hüner Tuncer şunları söyler mi? “Üniversitelerimize 'yardımcı doçentlik' ya da 'doçentlik' kadrosu için başvurduğunuzda ilgili rektör ya da dekanların şu sorusuyla karşılaşıyorsunuz : ‘Sizin hiç yabancı dilde ve yabancı bir ülkede yayımlanmış bir yayınınız var mı?’ Bu soruya ben şöyle bir yanıt veriyorum: ‘Hayır efendim, benim kendi alanımda Türk bilimkent (üniversite) öğrencileri için yazdığım meslek betiklerim (kitaplarım) ve yayımlarım var. Ancak yabancı dil bilip bilmediğimi öğrenmek istiyorsanız bu yayımlarımı büyük ölçüde yabancı dilde yazılmış yapıtlardan yararlanarak gerçekleştirdim. Ben bir Türk aydını olarak kendi ülkemin dilinde yapıtlar vermek ve kendi insanıma kendi dilimde seslenmek isterim.’ Böyle bir yanıt verdiğinizde ''gözde'' üniversitelerimizde size iş verilmiyor.” Yabancı Dilde Eğitimi Bırakırsak Bilimi, Dünyayı Nasıl İzleyeceğiz? Dikkat edin, ben İngilizce (ya da başka bir dil) öğrenmeyelim demedim ki. Kalkıp da teknik derslerde İngilizce havanda su döveceğimize İngilizce dil derslerini çok daha işlevsel yapalım; kaynaklarımızı da enerjimizi de 'teknik dersleri İngilizce vermek' gülünçlüğüne değil İngilizce dil dersine aktaralım. Teknik terimleri öğrenmek için de örneğin bölümün içeriğine uygun ‘teknik terimler’ dersleri verebiliriz. O zaman daha çevrilmemiş kaynakları çok daha rahat izleyebilecek İngilizce’ye sahip olacağımız gibi Türkçe’mizin de bilim dili olarak gelişmesinin önünü açarız. Şu yabancı dil özentiliğinden de kurtulmaya başlarız. Gelişmiş devletler bu konuda ne yapıyor? Tümünün anadili İngilizce olmadığına göre onlar da bir yol bulmuş olsalar gerek. Meraklısı bilir, Fransa’da eğitim dili Fransızca’dır, Almanya’da Almanca, Hollanda’da Hollanda’ca, İsveç’te İsveççe… Yalnızca kimi yüksek lisans programlarında ve çok sınırlı sayıdaki bilimkentte (üniversitede) İngilizce olabilir; o da uluslararası öğrenci (beyin göçü) çekebilmek içindir. Doktorayla birlikte yine anadiline döner. Özellikle Japonya çok daha ilginç bir örnek. Japonya’da eğitim dili Japonca olduğu gibi çoğu okulda İngilizce de öğretilmez. Ancak çeviri işine devletçe çok büyük kaynak ayrılır. Japonların bugün bilimdeki ve dünyadaki yeri ortada. O Zaman Niçin Bunca Yıldır 'Yabancı Dilde Eğitim Olmazsa Olmaz.' Diye Düşündük? Yanıt: Yayılımcılık (Emperyalizm). Yabancı dilde eğitimin bunca zararını ortaya koyduktan ve çözüm önerisi olarak “anadilde eğitim + çok daha iyi yabancı dil öğretimi” önerimizin uygulanabilir olduğunu ve günümüzün gelişmiş toplumlarının uygulamakta olduğunu gösterdikten sonra insanın aklına şu soru gelmiyor mu: “O zaman niçin bunca yıldır yabancı dilde eğitimin olmazsa olmaz olduğunu düşündük? Neden bu gerçekleri bir türlü göremedik?” Ben buna bir soru daha ekleyeyim ve ikisine birden tek yanıt vereyim: “Dünyada niçin yalnızca Tunus, Cezayir gibi az gelişmiş (sömürülen) ülkeler yabancı dilde eğitim uyguluyor da biz Türkler de onların izinden gidiyoruz?” Bu sorunun yanıtı bizi Türkiyemiz üzerinde oynanan oyunlara götürecek. Önce "Dış güçlerin bizim dilimizle ne alıp veremediği olur ki?" diyeceksiniz. Açıklayalım: Yayılımcı güç bizi sömürmeye kalkıştığında bunu kim engeller, kim uyarır halkı? Aydınlar. İşte bu yüzden adamlar başından beri aydınları parçalamayı, kendine özendirmeyi, kendi gibi yetiştirmeyi amaç edinmiş. ‘Misyoner’ sözcüğü de oradan gelmiyor mu zaten? İşte bu ‘misyoner’likle ilgili olarak ‘American Missions in the Near East’ adlı yapıtında E. Mead Earle’nin dediklerine bir göz atın: "...Misyonların temel işlevi tecime (ticarete) uygun bir ortam hazırlamaktır. (…) [yerli halkın] Dünya ve Batı uygarlığını yakından tanımaları, o bölgelerdeki halklar gibi yaşama isteğini arttırmakta, bunun da doğal sonucu olarak tecimsel (ticari) etkinlik artmaktadır..." Yukarıdaki ‘misyon’ların etkinliklerini anlatan satırlar bana pek yabancı gelmedi, ya size? Sanki bizim bugünkü durumumuzu betimliyor gibiydi değil mi? Özellikle şu söz: “O bölgelerdeki halklar gibi yaşama isteğini arttırmak.” Ta yazının başında örneklerle başladık, neler dedik? Amerikan aksanıyla konuşan Türk sunucular, ‘Hair Designer Halis’, İngilizce adla yayımlanan gazeteler, TV’ler, radyolar… Bir başka örnek, Vaşingtın (Washington) Yakındoğu Politikaları Enstitüsü’nün hazırladığı raporda ABD’nin bölge çıkarları için izlemesi gerektiği yolun ana çizgilerinden birkaçı şunlar: 1- Eğitim kurumlarında din ve etnik ağırlıklı eğitim sağlamak. 2- Özel eğitim kurumlarında yabancı dilde eğitimi teşvik etmek. 3- Atatürkçülük eğitiminde Batı ve ABD karşıtlığının önüne geçmek. Bir şeyi fark ettiniz mi? Madde 1 ne diyor? "Din ve etnik ağırlıklı müfredat." Bu size neyi anımsatıyor? Hani yukarıda anlattık ya, 100 yıl öncesinin Padişahçı kafalarını. Yani bugünkü gerici kesim. Ya da “ılımlı İslam” mı desek? Madde 2: "Yabancı dilde eğitimi teşvik etmek." Bu da yine yukarıda anlattığımız ikilemin öbür ayağını doğuran neden değil mi? Hani dünün 'mandacı' zihniyeti, bugünse 'batıcı' olanlar. O zaman üçüncü madde de çok anlamlı olmuyor mu? Çünkü madde 1 ve 2'yi kim ortadan kaldırmıştı? Mustafa Kemal Atatürk! Şimdi madde 3’ü bir daha okuyalım: “Atatürkçülük eğitiminde Batı ve ABD karşıtlığına engel olmak”. Yani Atatürkçülüğün ayrılmaz parçası olan yayılımcılık karşıtlığına çomak sokmak. Çomak sokulacak ki madde 1 ve 2 ile mücadele edecek yeni Atatürkçüler yetişemesin diye. Üzerimizde dönen dolaplar ne kadar da akıllıca tasarlanıyor, görüyor musunuz? İşte bu yüzden onca yıldır yabancı dilde eğitim zehrinin farkına varamıyoruz. Kısaca, yabancı dilde eğitim kültür yayılımcılığı zehrinin ta kendisidir. Bunun panzehiriyse yeniden “Öğretim Birliği”dir!
Meriç KUL |