|
Muammer
Aksoy :
1917’de Antalya’da doğdu. Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Doktorasını Zürih Hukuk ve Devlet
Bilimleri Fakültesinde yaptı. Yurda dönüşte İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Ticaret Hukuku Asistanı oldu. Daha sonra Ankara Siyasal Bilgiler
Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsü’nde doçent olarak görev aldı. Demokrat Parti
iktidarının üniversite yasasında yapığı değişikliğin üniversite özerkliğini
zedelediği gerekçesiyle istifa etti. CHP'ye girdi. 27 Mayıs 1960’tan sonra
yeniden üniversiteye döndü. Siyasal Bilimler Fakültesi’nde anayasa hukuku
profesörü oldu. Kurucu meclise Antalya temsilcisi olarak girdi. Anayasa
komisyonu sözcülüğü yaptı. CHP parti meclisine üye seçildi. 1969'da CHP'den
ayrıldı. 12 Mart muhtırasından sonra sıkıyönetimce tutuklandı (1971).
Yargılanması sonunda aklandı. 1975'de yeniden CHP'ye döndü. İstanbul
milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi (1977). Türkiye'yi Avrupa Konseyi'nde
temsil eden üyeler arasında yer aldı. Türk hukuk kurumu başkanlığı yaptı. 12
Eylül 1980'den sonra Ankara Barosu başkanlığına seçildi. 31 Ocak1990 günü
Ankara’da karanlık güçlerce kurşunlanarak öldürüldü. Ateşli bir konuşmacı,
inanmış bir laik ve kararlı bir Atatürkçü... Muammer Aksoy'un 1950'li yıllardan
bu yana taşıdığı kimliği ve kişiliğini yakından tanıyanların, onu tanımlarken
kullandığı üç sıfat bu. Aksoy, Atatürk İlkelerinden ödün vermeyen bir devrimci
ve büyük bir hukukçudur. Muammer Aksoy, ateşli bir konuşmacı, kararlı ve tutarlı
bir Atatürkçü'dür. Yaşamı boyunca Atatürk devrim ve ilkelerini savunmuş,
Atatürkçü düşünceyi toplumun bütün kesimlerine ulaştırmaya çalışmıştır. Kendi
deyimiyle söyleyecek olursak, Atatürkçülüğün, "onun sarı saçlarını, mavi
gözlerini övmek değil,ilkelerine sahip çıkmak olduğunu" belirtmiştir. Atatürk
ilkelerinden verilen ödünler sonunda Türkiye'nin nelerle karşılaşacağını çok iyi
gözleyen Aksoy, 1989 yılında ADD'yi kurmuştur. Ne var ki karanlık güçler
Aksoy'un bu yoldaki çalışmalarını sürdürmesine izin vermemişlerdir. Oysa o gün
Emin Çölaşan'la bir söyleşi yapmış, daha sonra ADD merkezine giderek 1 Şubat
günü yapacağı basın toplantısının son hazırlıklarını gözden geçirmiştir. 31
Ocak'ta öldürülmemiş olsaydı ertesi günü bir basın açıklaması düzenleyecek ve
gazetecilerin sorularını yanıtlayacaktı. Bu toplantıda söyleyeceklerinin bazı
bölümleri şunlardı: "Atatürk'ün din düşmanı olduğunu söyleyenler, her alanda
kendileri gibi düşünmeyenleri ve farklı inançlara sahip olanları ezmeyi, yok
etmeyi din uğruna cihat sayan vicdan özgürlüğü düşmanlarıdır . Atatürkçüler,
dinin değil, din bezirganlarının düşmanıdırlar. Vicdan özgürlüğünün değil,
başkalarının vicdan özgürlüğünü tanımayan, vicdan ve inancı kendilerinin
tekeline almak isteyen saldırganların düşmanıdırlar. Uygarlıktan yana olanlar,
gerilikten yana olanlar kadar yürekli ve özverili olmadıkça, Türkiye'nin aydın
ufuklara doğru gidişi sürdürülemez, dahası ortaçağ karanlığına gömülmesi
önlenemez... Şu gerçeği artık herkesin görmesi gerekir ki, irticanın kitle
halinde harekete geçmesi ve Laiklik ilkesini yok etme olasılığı, hiçbir dönemde
bu kadar yakın, yaygın ve somut olarak kendini göstermemiştir... Türkiye
Cumhuriyeti bugüne kadar görülmemiş ölçüde ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı
karşıyadır . Bunu görmemenin korkunç bir yanılgı, hatta gaflet olduğunu dile
getirmeyi Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) için bir görev sayıyoruz. Özgürlüğe,
gönence, hukuk devletinin huzur sağlayan güvencesine kavuşmuş, ulusal iradeye
dayalı, çağdaş ve uygar bir devletten yana olan tüm vatandaşlarımızı laiklik
ilkesinin uyanık bekçiliğine çağırıyoruz. '' Muammer Aksoy, içtenlik ve
kararlılıkla Atatürk İlkelerini insan haklarını ve hukuk devletini savunanların
arasında yer alan bir devrimcidir. Siyasal iktidarlar, bugüne değin Aksoy gibi
devrimcilerin uyarılarına değer verip o yönde politikalar üretmiş olsalar ve
Atatürk ilkelerinden ayrılmasalardı, ülkemiz PKK belasıyla karşılaşmaz,
devletimiz de İBDA-C ve Hizbullah gibi gerici örgütlerin delilikleriyle uğraşmak
zorunda kalmazdı: Yurdumuzun dört köşesinde şeyhler, dervişler, Nurcular,
Süleymancılar, Nakşibendiler kolay kolay at koşturamazlardı. Bütün dileğimiz,
bundan sonraki devlet adamlarının tarihten ve yaşananlardan ibret almaları,
artık akıllarını başlarına toplamalarıdır. |